menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Karadeniz’de Yeni Tanker Savaşı: Gemilerin Bayrağı Var, Denizcilerin Güvencesi Yok

53 0
09.10.2026

Prof. Dr. İ. Hamit Hancı • Av. Dr. Alp Aslan
9 Ekim 2026
Karadeniz’de artık ticaret gemileri de batırılyor. Üstelik bunlar savaşın tarafları arasında bulunmayan ülkelerin bayraklarını taşıyan, farklı milletlerden denizcilerin çalıştığı, dünyanın gıda ve enerji ihtiyacını karşılayan gemiler.
Son birkaç günde yaşananlar, Karadeniz’de yeni bir deniz savaşı dönemine girildiğini düşündürüyor. Ancak bu savaşın cephesi savaş gemileriyle sınırlı değil. Ticaret rotaları, limanlar, sigorta şirketleri ve hepsinden önemlisi sivil denizciler de çatışmanın içine çekiliyor.
Bu tablo, 1980’li yıllardaki İran-Irak Savaşı’nın Tanker Savaşları dönemini hatırlatıyor.
O dönemde amaç yalnızca düşmanın askerî gücünü azaltmak değildi. Petrol taşımacılığını aksatmak, ekonomik gelirlerini kesmek ve uluslararası ticareti baskı altına almak da savaşın parçası hâline gelmişti. Sonuçta tarafsız ülkelerin gemileri ve savaşa katılmayan denizciler de hedef oldu.
Bugün benzer bir stratejik mantık, farklı teknolojilerle Karadeniz’de karşımıza çıkıyor. Eskinin savaş uçakları ve gemisavar füzelerinin yanında artık insansız hava ve deniz araçları var. Hedef yalnızca petrol değil tahıl, ticari yük ve deniz ulaştırmasının kendisi.
Tanker savaşlarından ticaret gemisi savaşlarına
28 Kasım 2025’te Kairos ve Virat tankerlerine yapılan saldırılar önemli bir dönüm noktasıydı.
Gambiya bayraklı bu iki tanker, Rus petrol ticaretiyle bağlantıları ve yaptırım listelerinde bulunmaları nedeniyle Ukrayna’nın deniz araçlarıyla gerçekleştirdiğini açıkladığı saldırılara hedef oldu. Olayların Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde yaşanması Ankara’nın da tepkisini çekti.
O gün tartıştığımız temel mesele şuydu: Bir geminin yaptırımlara tabi olması, onu kendiliğinden meşru askerî hedef hâline getirir mi?
Uluslararası insancıl hukuk bakımından cevap, tek başına yaptırım statüsünün yeterli olmadığıdır. Geminin askerî harekâta somut katkısı, hedefin niteliği ve saldırıda uyulması gereken kurallar ayrıca değerlendirilmelidir.
2025’te tartışma büyük ölçüde Rus petrolünü taşıyan tankerler üzerinden yürüyordu. Ekim 2026’da ise tablo daha geniş.
5 Ekim’de Romanya açıklarında Royad Mammadov battı. Saint Kitts ve Nevis bayraklı, Türkiye bağlantılı şirketlerce işletilen gemi mısır taşıyordu. İki denizci hayatını kaybetti, 11 kişi kurtarıldı. Ukrayna yönetimi Rus insansız hava araçlarını sorumlu tuttu; Romanya makamları ise yangının nedenini kesin olarak açıklamadı.
6 Ekim’de Bulgaristan açıklarında iki ticaret gemisi daha saldırıya uğradı. Togo bayraklı Alfa Watan battı. Palau bayraklı Able ise yangınla mücadele etmek zorunda kaldı. Able’daki 18 denizci kurtarıldı; ikisi ağır yaralandı.
Alfa Watan’daki 10 mürettebattan ise haber alınamıyor. Dokuzunun Suriyeli olduğu bildiriliyor. Bulgaristan arama kurtarma faaliyetlerini durdururken Suriye, Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Bulgar makamlarından bağımsız soruşturma istedi.
Bu olaylarda saldırıyı kimin gerçekleştirdiği meselesi de birbirinden ayrılmalı. Ukrayna Rusya’yı suçluyor; Rusya iddiaları reddediyor. Bulgaristan ise sorumluluğu kesin biçimde belirlemek için yeterli delil bulunmadığını açıklıyor.
Dolayısıyla ortada hem ağır bir deniz güvenliği krizi hem........

© ngazete