menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başaramadık

12 0
31.07.2026

Hemen herşeyin tekelleşmeye yüz tuttuğu günümüzde yaratılan algı “bilginin hakimiyeti” üzerine kurulu. Eskiye nazaran artık bilgiye ulaşmak çok kolay olsa da “bilginin kendisi” değil; elde edilen bu bilginin insanlığa ne sunduğu, bu bilgiden ne üretildiğinin ön plana çıktığı bu süreç de, doğal olarak “bilim” kavramını ön plana çıkarıyor.

Yaratan; her bir şeyi bir diğeri ile mutlaka irtibatlı hale getirip, birbirine muhtaç halde yaratırken kendini yarattığı bu düzen içinde ihtiyaç makamı olarak konumlandırmıştır. Ancak yaşadığımız modern zamanlar(!) bu konumlandırmanın tam tersi yönde herşeyin birbirinden kesin olarak ayrıldığı ve yine herşeyin bir diğeri üzerine egemenlik kurmaya çalıştığı bir zaman dilimi olarak karşımıza çıktı.

İnsan denen varlığın “yasak ağaçlara” dokunduğu günden bu yana nesilden nesile aktarılan sahip olma ve tahakküm etme hırsı; adına “modern” denen bu çağda çevre katliamı, türlerin tükenişi, insanlığın azımsanmayacak çoğunluktaki kısmının açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmesi, milyonlarca insanın yerinden ve yurdundan edilmesi olarak yaşam buldu.

Aldığı nefesten içtiği suya kadar binbir ihtiyaç sahibi olan bu muhtaç varlık, sahip oldukça acziyetini unuttu ve bu unutuş ona aynı zamanda özünü de kaybettirdi. Bu kaybediş sanayi devriminde makinenin icadıyla zirveye çıktı; zira icat ettiği makinenin yaptıklarını, yapabildiklerini gördükçe içindeki “sahip olma”, “hükmetme” hırsı adım adım yaratılış gayesinin çok önüne geçmiş olacak ki bugün merkezde sadece “kendisi” var.

Ürettiği bilginin büyüsü içinde ihtiyaçsızlığını ilan eden bu varlık, teknolojinin baş döndürücü hızı ile ayağını yerden kesti ve bu ihtiyaçsızlık(!) hali kısa sürede bağımsızlığa dönüştü. Zihninde öldürdüğü “kudretin” yerine kendisini koydu ve acziyetinden bihaber elde ettiği gücün savurmasıyla Firavunlaşmaya, bilginin şehvetiyle Hamanlığa, sahip olduğu ekonomik güç ile de Karunluğa soyundu.

Sahip olma hırsı, tüketim arzusunu günden güne artırdı ama doyurduğu nefsine karşılık bu kez ruhu aç kaldı. Bu açlığı doyurmak adına içinde yok ettiği “kudreti”n boşluğunu bu kez “izm”lerle doldurmaya başladı. Bu “izm”lerin her biri, ortaya çıkışında merkeze insanı koyan bir düşünce yapısına sahip iken acemilik süresini aşan her “izm” kendisi gibi düşünmeyeni, görmeyeni, davranmayanı ya kendisi gibi olmaya, ya da ötekileştirip yok etmeye başladı. Sonunda da tüm bunlardan bencil, savurgan, tüm sorunlarını vurmak- kırmak ile çözmeye çalışan, herşeyi eleştiren ama söz konusu çözüm bulmak olunca susmayı tercih eden, haklıyı güçlü görmek yerine güçlüyü haklı gören ve........

© ngazete