Vicdan ve geçmiş!
Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm…
İlk anda çok kızmıştım! Halkın umudu olan, diğer muhalefet partileriyle iyi ilişkiler içinde, ittifak yapmaya çok yakın bir ana muhalefet partisinin kendisini açık açık yok etmeye çalışan iktidar partisine “payanda olmuş” görüntü vermesi, bir berbat yasanın çıkmasına öyle ya da böyle “destek olması” açıkçası hayal kırıklığı yaratmıştı bende…
Üstelik, AKP’nin bu yasa tasarısının büyük bir oy çoğunluğuyla geçmesini sağlaması, aslında “büyük oyunun” bir parçasının sahneye konmasıydı! Ardından gelecek olan açık seçik ortadaydı; yeni anayasanın referanduma hiç gerek kalmadan 400’ü aşkın oyla geçirilmesi, “Tek adam” rejiminin ve otoriter rejimin devam etmesiyle sonuçlanabilecek bir kâbus anlamına gelmekteydi!
Bunun üstüne bir de ABD’nin, Avrupa’nın ve Birleşmiş Milletlerin bu duruma kucak açması da “emperyalist yapının” nasıl da sevindiğini gösteriyordu!
Yanaşma takımını bir tarafa bırakırsak, Atatürkçü, cumhuriyetçi, yurtsever cephedeki öfke, Yeni Parti’ye tepki de işin bir başka boyutuydu…
-Görünürde, bir umutsuzluk, hayal kırıklığı sarmıştı ortalığı!
Ya kırk satır ya kırk katır!
Önce, konuyla ilgili yazıları gözden geçirdim…
Yakından tanıdığım, saygı duyduğum gazetecinin, akademisyenin, köşe yazarının yazılarını tek tek okudum… İlk bakışta durum tam da iktidarın istediği gibi yürüyordu! Kimileri Özgür Özel’i yerden yere vuruyor, yakın geleceğe dair değişik öneriler getiriyor, bir bölüm yazar ise “durun bakalım” ya da........
