“Mo Salah” refleksi
İngiltere’de “Mohamed” adının “Mo” diye kısaltılması Türkiye’de tartışma yarattı. Bazı yazarlar, “Mo” denmesini Batı’nın dilini ve bakışını içselleştirmek olarak değerlendirdi. “Muhammet demeliyiz” itirazı yükseldi...
Tartışmanın kendisinden çok, bir ismin kullanımını kültürel ve siyasal karşıtlığın işareti olarak okuma eğilimi dikkatimi çekti...
Batı’nın İslam dünyasıyla ilişkisi elbette masum değil: Sömürgecilik var, Doğu’yu Batı’nın gözüyle tanımlayan oryantalizm var, ırkçılık var, bugün hâlâ süren İslamofobi var…
Ancak bunların varlığı, Batı’dan gelen her kelimeyi, kültürel alışkanlığı ya da farklılığı peşinen “İslam düşmanlığı” saymayı gerektirir mi?
Batı’yı böylesi karşıtlıklar üzerinden okuyan bu refleksi Türkiye daha önce de yaşadı. Soğuk Savaş yıllarında bu kez “düşman” komünizm idi. Sosyalistlerin ne yazdığına bakılmadı. Marksist tarihçilerin hangi kitapları kaleme aldığı araştırılmadı. Sovyet akademilerinde İslam üzerine nasıl çalışmalar yapıldığı bilinmedi… Tek ezber yetti:
-Komünist, dinsizdir.
-Sosyalist, İslam düşmanıdır.
-Marksist, Hz. Muhammet’e değer vermez.
Halbuki, kitapların arasına girince şu hakikat çıkıyor:
-Hz. Muhammet’in hayatını yazan Marksistler var…
-İslam toplumunun ekonomisini, sınıflarını, hukukunu araştıran sosyalistler var…
-Sovyetler Birliği’nde ömrünü İslam tarihine veren akademisyenler var…Vs.
Sorun, dünyayı kurgulanmış/üretilmiş karşıtlıklar üzerinden okuma alışkanlığı…
İslam tarihine Marksist bakış
Batı düşüncesinde Hz. Muhammet uzun yıllar teolojik ve kültürel önyargılarla yazıldı, anlatıldı.
Dante’den Voltaire’e kadar uzanan bu yaklaşım,........
