Murat Kaya Röportajı
Şarkıcı Murat Kaya ile MüzikOnair CEO’su Özcan Beylan’ın yaptığı röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz.
Müzik kariyeriniz nasıl başladı? Şarkıcılık ve bestecilik yolculuğunuzun ilk adımını
nasıl atmıştınız?
Üniversite öncesinde, liseli yıllarda başlamıştı demek yerinde olur benim için. Murat Kaya
olarak yapmak istediklerim; müzisyenlik, bestecilik kimliğimi ve imzamı yansıtan
üretimlerimin toplumda belirli bir düzeyde beğeni ve kabul görmesi için yalnızca yerini ve
zamanını bekliyordu. O yer ve zamanı daima dikkatle, özenle, eleştirel bir ölçekte ve sürekli
çalışarak beklediğimi söyleyebilirim.
Cem Karaca, Barış Manço, Edip Akbayram, Moğollar, Üç Hürel, Ezginin Günlüğü, Grup
Kızılırmak gibi 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda iyi müzik yapma heyecanıyla ve özellikle geleneksel
halk müziğinden, ozanlar ve âşıklar kültürünün birikiminden son derece sorumluluk
duygusuyla beslenerek özgün folk müzik üretimleri gerçekleştirmiş isimler beni
çocukluğumdan itibaren olumlu yönde merak ettirmiştir. Buna dünya müziğinde benzer
üretimler yapan sanatçıları da ekleyebiliriz. Beslenme niteliğimde dar kalıpları doğru
bulmuyorum. Dolayısıyla müzik üretirken duygu yoğunluğu yüksek müzisyenlerin
üretimlerini daima gözlemledim, takip ettim, konserlerini sahnede izledim, albümlerini sayısız
kez kritik ederek dinledim. Dinlerken kendimce notlar alarak kendimi biriktirdim diyebilirim.
Özgünleşmeyi de oldukça önemsiyorum tabii.
1998’de Sony Music Türkiye’den yayımlanan ilk deneyimim, ilk heyecanım, ilk solo
albümüm Yeni Bir Gün Doğuyor ile profesyonel müzik kariyerim başlamış oldu. O albümde
sözleri ve müzikleri bana ait altı bestem vardı. Sonraki yıllarda bestecilik anlamında
profesyonel sürecimiz sanatçı büyüğüm Selda Bağcan’la gelişti. Ardından başka sanatçılarla
da besteciliğim vesile oldu, yolumuz kesişti ve süreç öyle devam ediyor hâlâ.
Protest folk tarzı müziğinizin temelinde ne yatıyor? Bu tarz sizi nasıl tanımlıyor ve
nasıl bir ifade alanı sağlıyor?
Sizin de belirttiğiniz üzere Protest Folk Müzik bir tarzdır, tür değil. Protest müzik yapmak
isteyen kişinin bütün müzik türlerinden etkilenerek özgünleşmesi zor gibi görünse de
imkânsız değil aslında. Ancak söylemleriniz, üretimleriniz ve anlatım yöntemlerinizle protest
bir hayata dair belirli bir birikim de gerekiyor. Yaşadığınız her şeyi müziksel olarak
olabildiğince doğru anlatmalısınız; sizi takip edenlere, izleyenlere…
Geçmişte öncü sanatçıların deneysel bir anlayışla verdiği emek bugün artık dinleyicinin
kendinden pay bulduğu bir noktaya evrilmiş durumda. Tıpkı yaşam gibi—olumlu ve olumsuz
hâlleriyle ortada ve gerçek. Beni de şarkıcılığımda, müzisyenliğimde, sesimin hareket
alanlarında, tonlarında ve tınılarında karakter olarak en iyi tanımlayan hâl protest folk
müziktir. Çünkü öznesi halk müziği olan bir gelenekten bahsediyoruz.
Protest folk müziğin dramatik anlatım alanı da oldukça güçlüdür. Halk müziği eserlerini söz
ve ezgisel yapı açısından incelediğimizde sevdayı, aşkı, ayrılığı edebi bir dille anlatırken aynı
zamanda âşığın ya da ozanın yaşadığı dönemi, sosyal yaşamı ve uğradığı haksızlığı ozanca
reddettiğini; âşıkça hicvettiğini görebiliriz. Bunların hepsi gerçek yaşam hikâyeleridir. Üstelik
zarafet ve estetik içinde dile getirilen üretimlerdir.
Bugünkü haliyle “muhalif olmak” ya da “protest etmek” diye........
