KULLARA KULLUKTAN KURTULMANIN ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU
KULLARA KULLUKTAN KURTULMANIN ONTOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU
İnsanlık tarihinin en kadim ve evrensel arayışlarından biri kime itaat edip, kime boyun eğeceğidir. Ancak hakiki itaat etme ve boyun eğiş, yalnızca fiziksel prangaların kırılması veya hukuki hakların elde edilmesiyle sınırlandırılamaz. İslam düşünce geleneğinde “kullara kulluktan kurtulmak” biçiminde kavramsallaştırılan bu varoluşsal mesele, insanın insana, nesneye veya dünyevi güce olan her türlü bağımlılığından sıyrılması anlamına gelir. Bu süreç, temellerini İslam düşünce paradigmasındaki varoluşsal idrakten alırken, toplumsal hayatta adalet, merhamet ve eşitlik temelinde yükselen köklü bir sosyolojik dönüşümle karşılık bulur.
Varlık boyutu açısından insana veya dünyevi güçlere kulluk etmek, evrendeki varlık hiyerarşisinin altüst edilmesi demektir. İnsanın kendisiyle aynı varoluşsal düzlemde yer alan bir başka yaratılmışa —ister bir insan, ister para, makam veya güç olsun— mutlak bir adanmışlıkla bağlanması, derin bir varoluşsal kopuş ve özden sapma doğurur. İslam düşünce paradigmasında bu durum, Tevhid ilkesinin zedelenmesi ve varlığın hakiki düzeninden sapması olarak ele alınır.
Bu çerçevede Tevhid, sadece Yaratıcının birliğini zihnen kabul etmekten ibaret değildir. O, yaratılmış olan her şeyin “göreli ve mümkün........
