KUR’AN’DA TOPLUMSAL NÜFUZ VE HAKİKATE DİRENÇ
KUR’AN’DA TOPLUMSAL NÜFUZ VE HAKİKATE DİRENÇ
قَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِهِۦۤ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِی ضَلَـٰلࣲ مُّبِینࣲ [الأعراف ٦٠]
Kavminin ileri gelenleri, “Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” dediler. (el-A`râf 7/60)
A‘râf sûresinin 60. ayetinde Hz. Nûh’un tevhid ve uyarı çağrısına ilk cevap kavminin önde gelenlerinden gelir: “Kavminin ileri gelenleri, ‘Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.’ dediler.” Bir önceki ayette (el-A`râf 7/59) Hz. Nûh, kavmini yalnız Allah’a kulluğa çağırmış ve onlar için büyük bir günün azabından korktuğunu söylemişti. Bu sebeple 60. ayet yalnız bir fikir ayrılığını değil, hakikat iddiası karşısında toplumsal nüfuz sahiplerinin geliştirdiği sert bir itibarsızlaştırma diline başvurduklarını da gösterir.
“İleri Gelenler” Kimdir?
Ayette tepkiyi veren kesim için kullanılan “ileri gelenler” (el-mele’ / الْمَلَأُ) kelimesi kavmin eşrafı,[1] ileri gelenleri ve sözü dinlenen nüfuz sahipleri şeklinde açıklanır. Kelimenin “doldurmak” anlam alanıyla ilişkisi de onların heybet ve görünürlükleriyle gözleri yahut meclisleri doldurmaları üzerinden izah edilmiştir.[2] Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Kur’an’ın Hz. Nûh’a karşı çıkan herkesi aynı toplumsal konumda göstermemesi; özellikle toplumun önde gelenlerinin tepkisini kayda geçirmesidir. Böylece vahiy ile yerleşik otorite arasındaki gerginlik, kıssanın daha ilk safhasında belirginleşir.
Hakikati Tartışmak Yerine Muhatabı Damgalamak
İleri gelenlerin sözü, Hz. Nûh’un tevhid çağrısına verilmiş gerekçeli bir cevap değildir. “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz.” ifadesi doğrudan peygamberin konumunu hedef alır. Buradaki “görme”, yalnız gözle görmek değil, bir kimse hakkında kanaat ve hüküm bildirmek anlamındadır.[3] Dolayısıyla ileri gelenler, kendi yerleşik inanç ve ölçülerini esas alarak Hz. Nûh hakkında kesin bir hüküm vermektedir. Asıl çarpıcı olan da budur: Kendilerini hakikatin ölçüsü görenler, öz eleştiri yerine vahyin elçisini “sapıklık”la........
