menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hak edilmemiş refah

9 0
23.03.2026

Batı medeniyetinin üzerinde yükseldiği temeller, sömürge, kan, gözyaşı ve korku imparatorluğu temelleridir. Tarih boyunca, batının özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika ve İslam coğrafyasında, müthiş kıyımlar yaptığı, bu kıyımların neticesinde sömürge dinamikleri oluşturduğu bölgelerde, her türlü yer altı ve yerüstü kaynaklarını kendi ülkelerine transfer ettiği, kurduğu kölelik sistemiyle kendisine bir refah ve mutlu bir keyif memleketi inşa ettiği görülmektedir.

İngiltere’ye, üzerinde güneş batmayan ülke denilmesinin temelinde, sömürülen ülkelerin dünyanın her coğrafyasını kuşattığı gerçeği yatmaktadır. Sadece İngiltere mi? Fransa, İtalya… Girdikleri her coğrafyada, yüzyıllar boyunca insanların emeklerini, ülkelerin zenginliklerini bir vantuz gibi emerek, kendi ülkelerinde refah klanları inşa etmişler, üstelik bu ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmak için yaptıkları mücadelelerde ise öylesine vahşet sergilemişledir ki, bugün bile sinema versiyonlarını izlediğimizde yüreklerimiz sızlamakta, bu vahşiliklere rahmet okumaktayız.

Batı medeniyeti güçlüdür… Batı medeniyeti müreffeh bir yaşamın eserlerini sergilemektedir… Batı medeniyeti batmaz… Batı ülkelerin ekonomileri sağlam temeller üzerinde yükselir… Bütün bu tezlerin, tamamen boş olduğu, içinin boş bir balon olduğu yavaş yavaş anlaşılıyor. Batı medeniyeti, hak etmediği refahın faturasını ve bedelini ödüyor. Batı medeniyetinin hak edilmeyen refahının faturasının ödenmesi tabiri, ORKA Grup Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu’na ait. Süleyman Orakçıoğlu ile yaptığımız bir röportajımızda batı ülkelerinde, euro bölgesinde yaşanan ekonomik krizi ve bu krizin derinleşip derinleşmeyeceğini sormuştum.

Orakçıoğlu, bu krizin daha da derinleşebileceğine dair sürecin ancak yaşanarak çözülebileceğini belirterek, bu noktada iyi bir analiz yapmamız gerektiğini, çünkü Türkiye’nin ihracat kaleminin en önemli bölümünü bu ülkelerin karşıladığını ifade etti.

İnsanın içinden “daha da beter olsunlar” diyesi geliyor, ama, göbekbağımızla bağlı durumdayız. Hani bir siyasetçinin ifade ettiği gibi, “Türkiye, yüzünü doğuya çevirmiş, dümenini ise batıya çevirmiş bir ülke” pozisyonundan yıllar yılı kurtulamadı. Ülkenin dümenine geçen her iktidar, öncelikle AB hayaliyle siyasi hamlelerini yaptı.

Oysa, yüzümüzü çevirdiğimiz doğu potansiyelini kullanmayı hiç hayal etmedik. Bu sebeple de bu coğrafya ile doğru dürüst ilişkiler kurmadık, ticari hamlelerini geliştirecek süreçler yönetmedik. Bizi kapıkulu gibi kapısında bekleten batının söylediği tezler çerçevesinde siyasi manevralarımızı, diplomatik girişimlerimizi hep bu yönde gerçekleştirdik.

Elbette bu yönde atılan adımlar oldu. Merhum 54. Hükümetin Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın D-8 girişimi, bu yönde atılmış en ciddi, en güzel ve en doğru adımlardan birisiydi.

Arap Baharı gösterdi ki, Türkiye, her ne kadar ciddi bir şekilde ilişkilerini ihmal etse de, Ortadoğu coğrafyasında hala “gizli bir lider ülke” pozisyonunu ikame etmektedir. Önemli olan bu pozisyonu ciddi bir şekilde tahkim etmek, siyasi, iktisadi, kültürel ve sosyolojik olarak bu ilişkileri daha da üst düzeye çıkartacak bir boyutu yakalayabilmektir.

Türkiye bu süreci başarıyla yönetebilir mi?

Hakedilmemiş refahın faturasını ödemek için sırasını bekleyen Avrupa Birliği ülkelerinden bir adım önde girdiğimiz bu kulvarda, gelecek bizim ellerimizde şekillenecek. Öyle değil mi?


© Milli Gazete