Alışkanlık kafesinde
Alıştığın şeyin sana iyi geldiğini sanmak, insan zihninin en derin yanılgılarından biridir. Çünkü alışkanlık, çoğu zaman konforla karıştırılır; oysa konfor ile uyuşma hali arasında ince ama hayati bir fark vardır. İnsan, tekrar edenin güvenli olduğuna inanır. Bilinmeyenden duyduğu kaygıyı, bildiğine tutunarak bastırır. Fakat bu tutunma hali, zamanla bir sığınak olmaktan çıkar, görünmez bir kafese dönüşür. Alıştığın şey artık seni taşımak yerine seni tutmaya başlar.
Bu noktada mesele yalnızca bireysel psikoloji değildir; alışkanlık, toplumsal bir mühendisliğin de en güçlü araçlarından biridir. Toplumlar da bireyler gibi alıştırılır. Bir düşünceye, bir düzene, bir haksızlığa, bir eksikliğe… İlk başta dirençle karşılanan birçok şey, zamanla sıradanlaşır. Sıradanlaşan ise sorgulanmaz. Böylece olağan dışı olan, olağan kabul edilir. Bir toplumun aleyhine işleyen birçok yapı, tam da bu sıradanlaşma sayesinde ayakta kalır.
Bir düşünün: Adaletsizlik ilk ortaya çıktığında tepki doğurur. Ama sürekli tekrarlandığında, insanlar buna alışır. Yoksulluk, eşitsizlik, liyakatsizlik, baskı… Bunların her biri başlangıçta rahatsız edicidir. Fakat zamanla, “zaten böyle” cümlesiyle meşrulaştırılır. Bu cümle, bir teslimiyetin ifadesidir. Daha da önemlisi, bu teslimiyetin fark edilmemesidir. Çünkü alışkanlık, insanın farkındalığını törpüler. Alıştıkça görmezsin; görmedikçe kabullenirsin.
Toplumların alıştırıldığı bir diğer alan ise anlam dünyasıdır. İnançlar, gelenekler, değerler… Bunlar insan hayatını anlamlandıran güçlü unsurlardır. Ancak zamanla bu alan da alışkanlıkların kuşatması........
