Taliban yönetiminde büyük çatlak
Afganistan... Bu topraklar, yüzyıllardır işgal, savaş, direniş ve umut arasında sıkışıp kalmış bir coğrafya. 2021 Ağustos'unda Taliban'ın Kabil'e girişiyle birlikte, milyonlarca Afgan yeniden bir "İslam Emirliği" altında yaşamaya başladı. Bir Müslüman olarak, bu kardeş ülkenin İslam'ın adalet, merhamet ve hikmet dolu mesajıyla yönetilmesini yürekten isterim. Ancak gelinen nokta, ne yazık ki tam tersi: Baskı, dışlama, karanlık ve iç çelişkilerle dolu bir tablo. Kandahar merkezli grubun, özellikle Hibetullah Ahundzade'nin liderliğindeki katı, ilkel ve gerici zihniyeti, hem Taliban'ı hem de Afgan halkını zehirliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Analitik Destek ve Yaptırım İzleme Ekibi'nin 8 Aralık 2025'te yayımladığı 16. rapor (S/2025/796), bu vahim gerçekleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Rapor, rejimin aşırı otorite merkezileşmesi, ideolojik baskı, kurumsal yetersizlik ve derin iç bölünmelerle tanımlandığını vurguluyor. Bu faktörler bir araya gelince, Taliban'ın uzun vadeli istikrarı ve yönetişim kabiliyeti ciddi şüphe altında kalıyor.
TALİBAN VE AFGANİSTAN’IN EN BÜYÜK SORUNU
KANDAHAR GRUBU: İlkel Zihniyetin Merkezi ve Ahundzade'nin Mutlak Otoritesi
Taliban'ın karar alma mekanizmasının kalbi artık Kandahar'da atıyor. Hibetullah Ahundzade, "Müminlerin Emiri" sıfatıyla sembolik bir figür olmaktan çıkmış, fiilen nihai karar verici haline gelmiş. Fiziksel olarak izole bir şekilde Kandahar'da yaşayan Ahundzade, geleneksel istişare mekanizmalarını –danışma meclislerini, ulema heyetlerini– tamamen hiçe sayıyor. Kararlarını dini kimliğe büründürerek kararnamelerle dayatıyor; devlet protokolleri, bakanlıklar, kamu hizmetleri onun tek adam iradesine göre şekilleniyor ya da felç oluyor.
Kandahar grubu, Taliban'ın en baskın, en gerici ve en ilkel kanadı. Kadınlara yönelik tutumları septik, akıl dışı ve İslam'ın ruhuna aykırı. Kız çocuklarının ortaokul ve üzeri eğitimine yasak, modern okulların kapatılması, kadınların kamusal alandan silinmesi... Bunlar, Ahundzade'nin çıkardığı sözde "şeriat kanunları" ile resmileşti. Bu kanunlar, yaklaşık 1010 yılında yazılmış Ebul Hasen Ahmed Bin el Kunduri'nin "Kunduri" adlı eski bir fıkıh kitabından birebir alınma. Günümüz Afganistan'ında bu hükümlerin çoğu yok hükmünde; çağ dışı, uygulanamaz ve zulme kapı açan yorumlar. İslam'ın rahmet dini olduğunu unutan, Batı’nın ortaçağ karanlığını yeniden diriltmeye çalışan bir zihniyet bu.
Bu grubun Taliban içindeki hakimiyeti korkutucu: İslam Emirliği makamı, Savunma Bakanlığı, kritik valilikler ve il düzeyinde doğrudan Kandahar'a bağlı Ulema Konseyleri onların kontrolünde. Bu konseyler, bağımsız yönetim organları değil; ideolojik kontrol ve muhalefet bastırma araçları. Liderlik tartışmaları engelleniyor, muhalifler görevden alınıyor, hapsediliyor, sürgüne gönderiliyor ya da daha ağır bedeller ödüyor. Ahundzade'nin bu mutlak otoritesi, rejimi dışarıdan güçlü gösterse de içeriden çürütüyor. Bir Müslüman olarak, Kandahar grubunun bu hale gelmesine, İslam davasını böyle bir baskı ve gericilik aracına dönüştürmesine derinden üzülüyorum. Bu zihniyet, Afganistan'ı aydınlıktan uzaklaştırıyor, İslam'ı dünya nezdinde lekeliyor.
İÇİŞLERİ BAKANI SİRACEDDİN HAKKANİ: PRAGMATİZM VE HALKIN SESİ
Bu karanlık tabloda bir umut ışığı var: İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani. Taliban içinde........
