menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aliyev’e Açık Mektup

23 0
10.10.2026

Azerbaycan Cumhuriyetimizin Cumhurbaşkanı İlham Bey, sonunda öyle bir cümle kurdunuz ki yıllardır sustuğumuz, kardeşlik hukukuna zarar gelmesin diye içimize attığımız ne varsa önümüze yığıldı. “Kimsenin yardımına ihtiyacımız olmadı”, “Tek başımızaydık”, “Bütün silahlarımızı paramızla aldık”, “Bir manat, bir dolar bile indirim yapmadılar” dediniz. Ardından kimsenin himayesine ihtiyacınız olmadığını söylediniz; bazı ülkelerin ve bazı liderlerin geçmişteki başarıları kendi adlarına yazdıklarından, efsaneler yarattıklarından, tarihi çarpıtarak kendi rollerini büyüttüklerinden söz ettiniz. İsim vermediniz. Fakat bazen siyasette isim vermemek, isim vermekten çok daha ağırdır. Çünkü diplomasi yalnız söylenen kelimelerden oluşmaz; özellikle seçilmeyen kelimelerin, unutulan isimlerin, konuşmadan bilinçli biçimde çıkarılan kavramların da bir dili vardır. Sizin son konuşmanızda da yıllardır dilinizden düşürmediğiniz bir kelime ortadan kaybolmuştu: Türk. Türk dünyası yoktu, Türkiye yoktu, Türk Devletleri Teşkilatı yoktu, “bir millet iki devlet” yoktu; ama “kimse bize yardım etmedi”, “tek başımızaydık”, “her şeyi paramızla aldık” vardı.

O halde biz de soracağız İlham Bey. Hem de diplomatik salonların kadife cümleleriyle değil, Karabağ toprağının çamurunu ayakkabısında taşımış insanların hafızasıyla soracağız. I. Karabağ Savaşı’nda bizler Türkiye’den kalkıp kaçak/göçekGürcistan üzerinden bin türlü güçlükle Karabağ’a savaşmaya gelirken para için mi geldik? Siz bugün paradan söz ediyorsunuz ya, gelin biraz da bizim paramızı konuşalım. Üniversitede okuyan, cebinde Karabağ’a gidecek yol parasını dahi bulamayan, birkaç gün inşaatlarda çalışan, harç karan, tuğla taşıyan, elleri nasır tutan ve kazandığı üç kuruşu cebine koyup kamyonlara, sınırlara düşen, sınırlardan mayınlı arazilerden kaçak geçen gençlerin parasını konuşalım. Onlar ne satın almaya gidiyordu İlham Bey? Petrol mü, doğalgaz mı, ihale mi, silah anlaşması mı, devlet makamı mı?

Hiçbirini. Onlar ölmeyi göze alarak gidiyorlardı. Çünkü onların zihninde Karabağ yabancı bir devletin toprağı değildi. Ankara neyse Bakü oydu, Edirne neyse Nahçıvan oydu, Erzurum neyse Kelbecer oydu, Diyarbakır neyse Karabağ oydu, Van neyse Gence oydu.

Şimdi siz çıkıp bize paradan söz ediyorsunuz. Peki biz hangi faturayı kestik size? Hangi Türk genci Karabağ’a gitmeden önce Bakü’ye banka hesap numarasını gönderdi? Hangi ana oğlunu Karabağ’a gönderirken Azerbaycan hükümetinden ücret istedi? İstanbul’da üniversitede okuyan bir genç annesini arayıp, “Ana, Karabağ’a savaşa gidiyorum, hakkını helal et” dediğinde annesi ona “Kaç para verecekler?” diye mi sordu? Hayır. “Oğlum, vatan savunmasına gidiyorsun, hakkım helal olsun, yolun açık olsun” dedi. İşte sizin bütün o para hesaplarının içine sığdıramadığınız şey budur. Türklük budur. Türklük muhasebe defteri değildir; faturaya yazılmaz, ihale dosyasına konmaz, alacak-verecek hesabıyla ölçülmez. Türklük, başka bir Türk yurdunda felaket varsa kilometre hesabı yapmadan ayağa kalkmaktır. Türklük, sınırların haritada ayırdığı insanların hafızalarının ve kaderlerinin birbirinden ayrılmamasıdır.

HANGİ İLHAM ALİYEV’E İNANALIM?

Üstelik bugün söylediğiniz sözler yalnız bizim hafızamızla değil, sizin kendi geçmişinizle de çatışıyor. Çünkü 44 günlük savaş sona erdiğinde başka türlü konuşan kişi yine sizdiniz. Türkiye’den gelen devlet adamlarını kabul ederken Türkiye’ye teşekkür eden sizdiniz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “aziz kardeşim” diye anan sizdiniz. “44 gün boyunca kardeş Türkiye’nin desteğini her an hissettik” diyen sizdiniz. Bununla da kalmadınız, bütün Azerbaycan halkının Türkiye’nin desteğini hissettiğini söylediniz ve zaferi tarif ederken “Bu bizim müşterek zaferimizdir” dediniz. Türkiye-Azerbaycan birliğinin tarihinin en yüksek seviyesinde olduğunu, Türkiye’deki devlet adamlarının, milletvekillerinin, bakanların, basının, sivil toplumun ve halkın desteğinin Azerbaycan’a ilave güç verdiğini söyleyen de sizdiniz.

O halde bugün size sorulması gereken soru son derece basittir: Hangi İlham Aliyev doğruyu söylüyordu? Zaferin sıcaklığı içinde Türkiye’ye teşekkür eden, “müşterek zaferimiz” diyen İlham Aliyev mi; yoksa bugün kürsüye çıkıp “Tek başımızaydık, her şeyi paramızla aldık” diyen İlham Aliyev mi? İkisi aynı anda doğru olamaz. Türkiye’den aldığınız silahların parasını elbette ödemiş olabilirsiniz. Devletler arasındaki silah ticareti hayır kurumu değildir. Silah satın aldıysanız parasını verirsiniz, mühimmat aldıysanız parasını verirsiniz. Petrolü satarken parasını aldığınız gibi…

Fakat devlet desteği yalnız silahtan mı ibarettir? Diplomatik caydırıcılığın fiyat etiketi nerede? Türkiye’nin savaş sırasında verdiği siyasi desteğin faturası nerede? Türk kamuoyunun Azerbaycan için ayağa kalkmasının faturası nerede? Türkiye sokaklarına asılan Azerbaycan bayraklarının faturası nerede? Şuşa’nın kurtarıldığını televizyonda gördüğünde gözlerinden yaş akan insanların duygularını hangi para birimiyle hesapladınız? Manatla mı, dolarla mı, lirayla mı?

Ve şimdi daha ağır bir soru soralım İlham Bey: Birinci Karabağ Savaşı sırasında siz neredeydiniz? Biz nerede olduğumuzu biliyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar Karabağ için yollara düşüyordu. Kimisi döndü, kimisi dönemedi. Ben bugün hâlâ o savaştan kaybettiğim iki arkadaşımın, iki kardeşimin naaşına ulaşamamış olmanın ağırlığını taşıyorum. Yıllar geçti; mezarları yok, başlarında Fatiha okuyacağımız bir taşları bile yok. Böyle bir hafızanın karşısına çıkıp bize “para” anlatamazsınız. Çünkü mezarı bile bulunamayan insanın hesabı parayla tutulmaz. Bugün Karabağ zaferimizin kürsüsünde konuşabiliyorsanız o kürsünün altında yalnız Azerbaycan askerinin kanı değil, Azerbaycan için dua eden, mücadele eden, siyasi bedel ödeyen, sınır aşan, yardım taşıyan ve gerektiğinde canını ortaya koyan koskoca bir tarih vardır.

BAKÜ’DEKİ ŞEHİTLERE DE Mİ PARA ÖDEDİNİZ?

Bu tarihin en ağır sayfalarından biri 1918’dir. Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu Bakü’ye niçin geldi İlham Bey? Petrol ihalesi almak için mi? Bakü’de şirket kurmak için mi? Bir manat indirim almak için mi? Anadolu kendi canının derdindeyken, imparatorluk parçalanırken, Türk askeri Bakü’ye niçin yürüdü ve yüzlerce kilometre ötede niçin şehit oldu? Bugün Bakü’deki Türk Şehitliği hâlâ orada. Taşlar konuşmuyor diye tarihin sustuğunu mu sanıyorsunuz? İnsan bazen bir mezarlığın önünden geçerken devlet adamı olur, çünkü mezar yaşayan insana haddini bildirir ve “Sen geçicisin” der. Makam geçicidir, saray geçicidir, parti başkanlığı geçicidir, alkış geçicidir, sosyal medya orduları geçicidir; fakat toprağın altında yatan insanın fedakârlığı kalıcıdır.

Bakü’nün hafızasında Nuri Paşa vardır, Kafkas İslam Ordusu vardır, Anadolu’nun kanı vardır. Tıpkı Çanakkale’de kanı olan Azerbaycanlı yiğitlerimiz gibi… Peki bu tarih sizin “Her şeyi parayla aldık” cümlenizin neresine sığıyor? Sığmıyor, çünkü milletlerin tarihi muhasebe bürolarında yazılmaz. Türkiye’nin desteğini küçültmeye çalışırken aslında Azerbaycan tarihinin bir bölümünü de küçültmüş olursunuz. Üstelik mesele yalnız geçmiş değildir. Türkiye’nin yaşadığı büyük deprem sırasında Azerbaycan’dan yaşlı bir adamın eski arabasının üzerine evindeki yatağı, yorganı ve battaniyeyi yükleyip karda kışta Türkiye’ye doğru yola çıktığı görüntüyü........

© Milat