Biz Bongalı Değiliz
Senenin son haftasında, Aydınlar Ocağı’nın tertiplediği “Aile Yılında Aileyi Konuşmak” panelindeki konuşmamdan bir bölümü sizlerle paylaşıyorum.
“Bildiğiniz gibi 2025 Yılı Aile Yılı ilan edildi. Aile toplumun temeli, aileyi korumak devletin başlıca ödevlerinden.
Aile denince, Hz. Mevlâna’nın bir sözü de hatırımıza geliyor, Hazret çerçeveyi genişletiyor: “Bütün mahlûkat, yarattıkları Allah’ın Ailesi” buyuruyor.
Kurdun kuşun, ormanın, tabiatın, yeraltı yerüstü zenginliklerinin muhafaza edildiği, yeni doğan bebeklerin, genç yaşlı tüm insanların gelecekten emin olduğu bir ülke, toplum diliyoruz. Fakat derin sorular önümüzde; bizim “varlıkların en şereflisi” olarak canlıya cansıza davranışlarımız nasıl, o kutsi manayı ne şekilde temsil ediyoruz.
Yaşadığımız vasat, geldiğimiz nokta burada önemli. Şimdi, Türkiye ailesinin bir ferdi olarak bazı problemlerimize değinmek istiyorum.
Kabul etmeli ki herhalde âdeta Şoklar ülkesinde yaşıyoruz. “Asla olmaz, mümkün değil” dediklerimizle karşılaşa karşılaşa duyarsızlaştık. İğrenç suçlar, bebeklerden meclise uzanan taciz sahneleri, yargı sorunları.
Türk edebiyatının yıldızlarından Tarık Buğra, Düşman Kazanmak Sanatı isimli eserinde “kafa ve kişilik köleliğinden” söz ediyor ve Tevfik Fikret’ten bir misal getiriyor: “Tevfik Fikret ; ‘İnan, Haluk, ezelî bir şifadır aldanmak” demişti. Türkiye’de ne kadar çok ‘Haluk’ varmış meğer! Hem de Haluktan çok Haluk bunlar” diyor Buğra. Müzmin aldanan, aldatılan kişiler sağdan soldan alttan üstten, her kesimden. O yüzden bir türlü doğrulamıyoruz.
İdeolojiler, ülküler, mukaddes emanet, bastığınız zemin, her şey el ve şekil değiştirmiştir günümüzde; aslında hepsi sahipsizdir; ehemmiyeti hükmü kalmamıştır.
Neye uğradığınızı şaşırır, kendinizi böcek gibi hissedersiniz, ya da daha beter şey. Mazi ve gelecek arasında sıkışır kalırsınız.
Soluklanacak yer yoktur; “büyüklük iddiaları”, envaiçeşit ciyaklamalar tarihle ve güncel örneklerle örtüşmez, muhteşem bir mirası ve fikriyatı tahrip eder.
Çizilen zikzakların sivri uçları, tepeden tırnağa, hepimize batar.
Zalimle mazlumun yer değiştirmesi, başa çıkılmayan gaddarın habisin kahramanlaştırılması, er geç yanında saf tutma görülür. Yüzümüze gönlümüze çarpar.
Konuyla ilgili, içinde yaşadığımız bazı misaller:
Ekonomik kriz, emeklisinden memuruna, işçisine her kesimi vuruyor. İflaslar, İntiharlar, atanamayan öğretmenler.. türlü bağımlılıkları arttıran, düşünce iklimi fikir sahası dahil her çeşit yoksullaşma. “Geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyon, 4 milyon 500 bin kişinin sosyal yardım aldığı bir ülkeyiz mesela.
Çocuk yaştakilerden ünlülere kadar geniş bir yasaklı madde kullanımına şahit kalıyoruz. Mesela İHH raporlarına göre Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişi madde bağımlısı. Üstelik bazı eczacılık ürünleri, tehlikeli olabilecek ilaçlar, karaborsada üretiliyor.
Türkiye Uyuşturucu raporuna göre sentetik madde kaynaklı ölümler son yıllarda hızla artıyor. Uyuşturucu tacirleriyle baronlarıyla savaşımız ne âlemde.
Aileyi kemiren kumar, alkol gibi çeşitli bağımlılıklar, bilgisayar oyunları, yüksek perdeden spor bahisleri yine gündemde.
Eğitimdeki aksamalardan öğretmenlerimiz de şikâyetçi. Akran zorbalığı, gittikçe cüretini artıran çeteler. “Son 20 yılda dört kez değişen müfredat, altı kez değişen lise, üç defa değişen üniversite sınav sistemi ve 18 defa değişen eğitim sistemi”. Her 4 öğretmenden biri ek iş yapıyor… Her alanda görülen Sahte diplomalar cabası…
Bazı problemler hiç değişmeden artarak devam ediyor. 40-50 sene evvel de uyduruk ve yabancı kelimelerin tahakkümünden, lisan meselesinden bahsederdik. 300-400 kelimeyle konuşan gençlik derdik… Küfürlü, son derece kötü bir Türkçe çarşıda pazarda okullarımızda aramızda hüküm sürüyor. Caddeler sokaklar tabelalar yabancı kelimelerden geçilmiyor. Daha Türkçeyi öğretememişken, yabancı dillerin özellikle İngilizcenin tahakkümü.
“İkonyum’u Konya yapan dille” konuşmuyoruz” artık. Yeni isim, yeni düşünce, yeni algı.
Aile kurumunun sağlamlığından sıkça bahsedilir, ona yönelik saldırılardan, tehlikenin büyüklüğünden haberdar değiliz. Halkın en popüler eğlencesi televizyonda; şer dizileri, ahlak yıkıcı programlar, yanlı haberler saltanatını koruyor. Sosyal medyada kıyasıya savaşlar, itibar infazları, görsel çürüme delilleri.
Estetik deliliği, dövme yaptırma saplantısı, başörtüsü dâhil açılma yarışı, hayâsızı başta olmak üzere her çeşit sergileme.
Ortamla ilgili belki artık fazla üzerinde durmaya değer görmediğimiz, örnekler vereceğim; toplumsal kokuşma dediğimiz bir noktaya aniden gelmedik, hikâye malumdur, kurbağa önce ılık suya atılır, böylece altında kaynayan ateş onu rahatsız etmez; yavaş yavaş pişer, neticede ölmeye razı gelir.
Mesela evvelce ev sahipliği de konuk da saygındı. “Tanrı........
