Kriz, "kutsal aile" ve barikat: Sermayenin kıskacında trans varoluş ve sınıf mücadelesi
Kapitalizmin derinleşen yapısal krizi, dünya genelinde otoriterleşme dalgasını ve aşırı sağ iktidarları beslerken; egemen sınıfın elindeki en kullanışlı ideolojik aygıt bir kez daha “aile”, en kolay hedefe konulan özneleri ise trans kadınlar ve LGBT ’lar oluyor. İngiltere’den ABD’ye, Macaristan’dan Türkiye’ye uzanan bu hatta faşizan politikaların ortak paydası rastlantısal bir nefret değil; çözülen sermaye düzeninin toplumsal çelişkileri örtbas etmek üzere organize ettiği bilinçli bir kutuplaştırma stratejisidir.
Bir trans kadın özne olarak sokakta , ev ararken, sağlık sisteminde veya bir karakol koridorunda soluduğumuz hava; tek adam rejiminin, sermayenin ve gericiliğin ittifakıyla her geçen gün daha fazla zehirleniyor. Türkiye’de bu kuşatmanın vardığı son aşamalardan biri, bizzat devlet eliyle yürütülen ve meşrulaştırılan “Ailem Güvende” söylemi ve operasyonlarıdır.
Neoliberalizmin refah devletini tasfiye ettiği, barınma, sağlık ve güvenceli çalışma haklarının yok edildiği bir çağda aşırı sağ; kitlelerin biriken öfkesini sisteme değil, kırılgan gruplara yönlendiriyor. Trans kadınların varoluşu, heteropatriyarkal ailenin ve onun yeniden ürettiği ucuz iş gücü rejiminin zeminini sarstığı ölçüde doğrudan bir tehdit olarak kodlanıyor.
Batı’da “cinsiyet ideolojisi” adı altında yürütülen kültür savaşları, Doğu Avrupa ve Türkiye gibi coğrafyalarda doğrudan bir “milli güvenlik ve beka meselesi” hâline getiriliyor. Enflasyonun, yoksulluğun ve mülksüzleşmenin faturasını ödeyen emekçilere iktidarların sunduğu tek bir sahte vaat var: “Ekonomiyi düzeltemeyebiliriz, ama ailenizi bu ‘sapkınlardan’ koruyacağız.” Bu koruma........
