menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tanzimat’tan Epstein’e: Kendine Yabancılaşan Aydın

54 104
07.03.2026

Türk entelektüel hayatının en kadim ve kronik sancılarından biri, kendi kültürel kodlarına ve tarihine karşı geliştirilen oryantalist bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı, ne yazık ki bazı aydınlarımız tarafından bir “aydınlanma” ve “ilericilik” nişanesi olarak sunulmaktadır. Yakın zamanda Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un sarf ettiği, “Bütün Ortadoğulu erkeklerin kafalarındaki pisliklerden bende de var. Bu yüzden yönetmen olarak Zeynep Hanım’ı seçmemizden çok memnunum,” ifadesi, bu trajik zihniyetin en güncel ve belki de en çarpıcı tezahürlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Kendi kültürel köklerini ve coğrafyasını “pislik” olarak niteleyen bu yaklaşım, yüzeysel bir bireysel özeleştiriden çok öteye geçerek, Tanzimat’tan bu yana Türk aydınının ruhuna sirayet eden “muktedir olana yaranma” ve “kabul görme” ezikliğinin derin bir dışavurumudur.

Bu coğrafyanın aydını, ne yazık ki Batı’nın entelektüel sofrasında kendine bir yer edinebilmek, “evrensel” kabul görmek ve taltiflere mazhar olmak uğruna kendi dinine, ırkına, tarihine ve Doğu kültürüne taş atmayı bir tür giriş bileti olarak algılamaktadır. Bu gönüllü aşağılanma hali, aslında derin bir kimlik krizinin ve kendine yabancılaşmanın göstergesidir. Kendi toplumunun eksiklerini ve aksaklıklarını eleştirmek, şüphesiz ki bir aydının temel sorumluluğudur; ancak bu eleştiriyi bir “kendinden nefret” ayinine dönüştürmek, entelektüel bir duruş olmaktan ziyade, sömürge tipi bir zihin yapısının ve kültürel bir kompleksten beslenen bir ezikliğin........

© Maarifin Sesi