menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜVTÜRK EKONOMİ PEKER ADALET

16 6
17.02.2026

Konular epey bir birikti, Türkiye’de yaşıyorsanız konusuz kalmazsınız. Öncelikle TÜVTÜRK firmasından başlayayım. 1990’lı yıllarda araç muayene istasyonları manuel çalışıyordu, nasıl manuel?  Denetim yok, denetleyen yok. Amiyane söyleyeyim kafana göre… Tabi bu denetimsizlik yolsuzlukları da beraberinde getiriyordu.

90’lı yılların sonunda Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ilimizdeki muayene istasyonuna operasyon yapmıştı. Birçok isim gözaltına alınmıştı. Muayene istasyonunda yolsuzluk yapıldığı tespit edilmişti. İçerisinde polislerin de olduğu birçok isim şafak operasyonu ile gözaltına alınmıştı, soruşturmalar açılmıştı.

Aslında tüm Türkiye’deki muayene istasyonlarının durumu aynıydı o yılarda. Yolsuzluk alıp başını gitmişti. Ülkemizde hükümet değişti ve muayene istasyonlarını özelleştirdi. Bir nevi yolsuzluk resmileşti. Madem yolsuzluk yapılıyor bizde payımızı alalım milleti resmi yoldan amiyane tabirle soyalım. Yıllardır da milleti çok güzel dolandırıyorlar hem de hükümet eliyle. Ortada muayene yok, bakım yok muayene istasyonuna vatandaş dünyanın parasını yatırıyor. Kurum tekel olduğu için de gerektiğinde polis öldürüyorlar, gerektiğinde muayeneye itiraz eden vatandaşı dövüyorlar ve birde üstüne para alıyorlar.

Ne güzel bir sistem değil mi? Paranla öldürülüyorsun ve dayak yiyorsun. Aracın bir farı yanmadığı için uygulanan git gel metodu, muayene istasyonunda çalışan işçi akşam karısı ile kavga ediyor sabah muayeneye gelen araç sürücülerine kan kusturuyor. Hizmet sektöründe tekel olmaz, vatandaş hizmet sektöründe seçici olmalı ve bunun için de alternatifler gerekli. Ve para peşin olan muayene istasyonları gibi alanlar acilen rekabete açık hale getirilmeli. Vatandaş istediği muayene istasyonuna giderek aracını muayene ettirmeli. Bu sistem böyle devam ederse TÜVTÜRKte çok daha fazla cinayet ve yaralama olaylarına şahitlik yaparız.

Ekonomi konusuna gelince sevgili okuyucularım. Geçtiğimiz aylarda makalemde dile getirdim, İngiltere’nin Mehmet Şimşek’i ülkemize sömürge valisi olarak atadığını ifade ettim. O makalemden sonra çok sayıda telefon aldım, mesaj atanlar oldu. AK Partiye oy vermiş ve hatta yöneticilik yapmış isimlerde vardı aralarında. Tebrik ettiler yazı için.

Artık ekonomi anlamında söylenecek söz bitmiştir. 25 yıldır iktidarda olan bir parti ekonomide duvara tosladı. Açık konuşmam gerekirse ekonomik krizin bilinçli olarak yaratıldığını düşünüyorum. Toplumun alım gücünün azalması, sanayinin bitme noktasına gelmesi, emeklinin açlık sınırında yaşamasının sebebi bilinçli yürütülen ekonomik krizdir. Enflasyonun bu denli yüksek tutulmasının sebebi de bilinçlidir. Ülke sistematik bir şekilde fakirleştiriliyor. Neden yapılıyor, niçin yapılıyor burasını da siz yorumlayın.

Basit bir örnekle ipucu vereyim size; Bugün sanayici çekini düşünüyor, esnaf vergisini, emekli geçim derdini düşünüyorsa siyaseti çok daha rahat yaparsınız ülkede. Millet kendi derdiyle uğraşırken bir çok yasayı meclisten geçirirsiniz. Yok yok bu basit bir örnek. Katılmayabilirsiniz de bu fikrime. Ama şunu lütfen kafanızdan silmeyin, EKONOMİK KRİZ BİLİNÇLİ OLARAK YARATILIYOR. Millet bilinçli ve sistematik bir şekilde yoksullaştırılıyor. ‘’Bu millete para verirseniz azar, kendinize muhtaç edin ki sizi vazgeçilmez sansın. Kaba tabirle söylüyorum tefeci taktiğidir, öldürme, süründür…’’

Gelelim Sedat Peker konusuna. Millet maalesef kamu kurumlarından umudunu kesmiş durumda. Başı sıkışan sosyal ağlardan Sedat Peker’e sesleniyor yardım istiyor. Sadece sosyal yardım değil bu, adalet de istiyor. Oğlu öldürülen anne katiller tarafından tehdit ediliyor ve bu anne tehdit edildiğini söylüyor ülkedeki polis, jandarma yargı ve siyaset kulaklarını kapatıyor. Araya Peker giriyor avukatını öldürülen gencin annesine gönderiyor tehditler kesiliyor. Polis memuru intihar ediyor kızını Peker’e emanet ediyor. Nerede meslektaşları, nerede İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü? Kurumlar çürüdü sevgili okuyucularım, bunu son birkaç yıldır yazıyorum. Peker’e ister suç örgütü lideri deyin ister hayırsever iş adamı. Konu Peker değil, vatandaşın kurumlara olan güveninin yok olması. Kim yaptı bunu? Peker mi? Sanayici mi? Esnaf mı? Emekli mi? Ev hanımı mı? Yoksa 26 yıldır ülkeyi yönettiğini iddia eden bir hükümet mi?

Millet umudunu Peker’de ararken, siyaset kurumu da umudunu Bebek katilinde arıyor. Umut hakkı, huzur hakkı, cart hakkı, curt hakkı. Millet kan ağlıyor siyasetin ana gündem maddesine bakın! 50 bin kişinin katili bir cani.

Adalet konusuna gelelim sevgili okuyucularım; bu kentte Gazeteci olarak en çok baskıya uğrayan, yargı sopası ile dizayn edilmeye çalışılan sanırım birkaç gazeteciden biri şahsımdır. Artık insanların yargıya olan güven duygusu tamamen yok olmuş durumda. Mahkemeler tıkandı, kararlar artık talimatla alınıyor. Gözaltı işlemleri, soruşturmalar sadece siyasi davalarda değil adli olaylarda da kendisini gösteriyor. Bakın sokaklara lütfen, polis dövülüyor adamlar arka kapıdan salınıyor, sokak ortasında insanlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor verilen adli kararlara bakın. Bunların her birini tek tek yazsam inanın kitap olur.

Peki bunlar sizce bilinçsizce mi yapılıyor? Tabiki bilinçli yapılıyor. Ekonomi de olduğu gibi?, Sokakları anarşi edenlerle mücadele etmek, kanun çıkarmak devletin sert yüzünü göstermek bu kadar zor mu? Elbette hayır, ekonomik krizi bilinçli yarattıkları gibi sokakları da bilinçli olarak karıştırıyorlar.

Sosyal dönüşümün birçok alt başlıkları vardır, ekonomi, adalet, medya, din, siyaset, eğitim…

Eğitime de ayrı paragraf açılması lazım sevgili okuyucularım. Her dönem değişen eğitim müfredatı sizce neden yapılıyor? Çocuklarımız artık hangi eğitim modelinde öğrenim alacağını bilmiyor. Çocuk 1. Sınıfa başlıyor üniversite bitirene kadar 10-15 kez müfredat değişiyor.

Bunlar öyle iki satırla, makaleyle anlatılacak konular değil, alt başlıkları irdelenmesi gereken gerçekler.

Basit akıl bize ne diyor peki?

Öyle Sosyolog, Profesör, Doçent olmamıza gerek yok, kurumlar maalesef çürüdü. Her yerden lağım akıyor.


© Kocaeli Koz