Khôra: Farklılıklarla bir arada olmanın sahnesi
Apaçık Radyo Kulis Sesleri’nde, Echoes Sahne ve Ma Platform’un ortak yapımı Khôra oyununun yönetmeni Salih Usta ve oyuncusu Berfu Aydoğan ile konuştuk.
Salih Usta, “Neden bazı şeyleri tam olarak konuşamıyoruz? Neden anlatamıyoruz? Anlattığımızda neden linçleniyoruz, yok ediliyoruz ya da başkalarını yok ediyoruz? Bu soruların tamamı, Khôra kavramının içinde kendine yer buluyor” dedi.
Berfu Aydoğan, “Doğaçlamalarımızda, paylaştığımız alanlarda, prova süreçlerinde; kendi hikâyelerimiz üzerinden bu memlekete, bu sanata ve bu mesleğe ne kadar tutunmaya çalıştığımızı birbirimize anlattık, paylaştık” ifadesini kullandı.
–Khôra ne demek?
Salih Usta:
Khôra, aslında her şeyin bir arada olabildiği bir alan anlamına geliyor. Karşıtlıkların birbirini ezmeden, birlikte var olabildiği bir alanı ifade ediyor. Bunun dışında şehrin dış çeperi, surların dışı gibi anlamları da var.
– Farklılıkların korunarak bir arada olma hali diyebilir miyiz?
Salih Usta:
Evet, tam olarak bir varoluş hali diyebiliriz.
– Bu oyunun sahneye uyarlanış süreci alışıldık bir yöntemle ilerlememiş gibi görünüyor. Örneğin, belirli bir yazarı yok. Bu süreç nasıl gelişti?
Berfu Aydoğan:
Başlangıçta elimizde, başka bir ülkede yabancı olmak ve göçmenlik üzerine yazılmış bir metin vardı. Daha çok orta sınıf bir karakterin, kendini farklı bir ülkede yabancı ve göçmen olarak nasıl konumlandırdığına; sosyal çevrede neler yaşadığına odaklanan bir metindi. Çin asıllı Amerikalı bir yazarın yazdığı bir oyundu.
Bu metnin konusu hoşumuza gitmişti. İçinde bize ait olan, Türkiye’den tanıdık gelen meseleler vardı. Salih’e “bir şey yapmak istiyoruz” diyerek bu metinle geldik. Metnin kendisi biraz hantaldı ama meseleleri güçlüydü. Salih de metnin çok cazip olmadığını ama konuların hepimizin derdi olduğunu söyledi ve birlikte çalışmayı kabul etti. “Belki metni kısmen kullanırız” diye yola çıktık.
Ama süreç ilerledikçe o metni tamamen eledik. Metinden sadece ana tema ve bazı alt temalar kaldı. Çalışmalar sırasında tamamen güncel olarak şunları sorgulamaya başladık:
Türkiye’de bir sanatçı olarak yaşamak ne demek?
Türkiye’de Türkiyeli olarak kendimizi nasıl yabancı hissediyoruz?
Başka bir ülkede Türkiyeli olarak ne kadar yabancıyız?
Bu sorular üzerinden doğaçlamalar yaptık. “Yabancı olmak” meselesini merkez alarak, metni tamamen bırakıp kendi yaratımımıza döndük. Süreç boyunca ürettiğimiz çok fazla malzeme vardı. Daha sonra aramıza dramatik yazarlık mezunu bir arkadaşımız katıldı. O, doğaçlamalarımızı izledi; oyunda görmediğiniz pek çok malzeme arasından, birbiriyle en iyi örtüşen ve en çok içimize sinen parçaları seçti. Bunları yeniden düzenledi. Sonuçta tamamen kolektif bir çalışmayla, eleye eleye, bugün sahnede izlediğiniz Khôra ortaya çıktı.
– Oyun doğaçlama üzerine kurulu. Oyuncuların kişisel deneyimleri bu performansın neresine oturuyor? Sahnedeki “biz” ne kadar kolektif ne kadar bireysel? Bir yandan da oyuncular kendi isimlerini kullanıyorlar.
Salih Usta:
Oyunun ikinci bölümü tamamen oyuncuların kendi kişisel hikâyelerinden oluşuyor. Ben işlerimde biyografik malzemeyi özellikle çok kullanıyorum. Otobiyografik anlatı benim için önemli bir kaynak. Bu oyunda da doğal olarak yer buldu. Çünkü kendi meselemiz üzerinden konuşmak bana her zaman daha doğru geliyor. Kendi derdimizden yola çıktığımızda, anlattığımız şeyin bir noktada ülkedeki ya da dünyadaki daha genel sorunları temsil eden bir yere oturduğunu görüyorum. Bu yüzden oyuncuların kendi hikâyelerini sahnede duyurması ve bu malzemeyi doğrudan kullanmak benim için çok önemliydi.
Berfu Aydoğan:
Oyunda ismimizi söylememiz ve birebir yaşadığımız anıları anlatmamızın dışında, zaten oyunun tamamındaki dertler, bizim bu ülkede hem mesleki olarak hem birer vatandaş olarak hem de insan olarak yaşadığımız ortak meselelerden oluşuyor. Sahnedeyken Berfu, Nil, Tanıl, Ferhat demediğimiz anlarda bile, aslında yine kendimizden çıkan dertleri bedensel olarak, sesle ya da sosyal ifadelerle ortaya koyuyoruz. Sürecin tamamı, her an kendi derdimizden yola çıkarak yapılan doğaçlamalar üzerinden ilerledi.
– Doğaçlama tiyatronun oyunculara daha fazla sorumluluk yükleyen bir tarafı var. Yönetmen olarak bu süreçte nasıl müdahaleler edebiliyorsunuz?
Salih Usta:
Aslında oyuncuları belirli bir alana sıkıştırmaya çalışıyorum. Bir konu veriyorum ve onları belli bir tema ya da belli bir konsept etrafında birleştiriyorum. O çerçevenin içinde malzeme üretmeye doğru itiyorum. Bu tür bir çalışma sisteminde yönetmen olarak benim görevim biraz pusuya yatmak gibi oluyor; bakalım ne çıkacak diye bekliyorum. Topu oyunculara atıyorum. Onlar çalışıyorlar, araştırıyorlar, okuyorlar. Biz de tabii ki sürece katkı sunuyoruz ama çoğu zaman benim düşünmediğim, hatta bazen hiçbirimizin önceden düşünmediği şeyler sahnede ortaya çıkıyor. Biz de o çıkan malzemenin bize sunduğu yol haritasıyla ilerlemeye çalışıyoruz. Bu yüzden oyuncunun aktif olarak çok fazla çalışması gerekiyor. O noktada da aslında kendi yarattığı şeyi oynamış oluyor.
– Khôra, felsefi anlamda çok katmanlı bir kavram. Bu kavram sizin için ne ifade ediyor? Sahneye nasıl tercüme etmek istediniz ve ortaya çıkan sonuç, hedeflediğiniz şeye karşılık geldi mi?
Salih Usta:
Sanırım karşılık geldi. Oyunun son bölümünün adı da zaten Khôra. O bölüm biraz daha soyut bir yerde duruyor. Soyut bir alan ve o alanda ulaşmak istediğim şeylerden biri özellikle duygu meselesiydi. Daha fikirsel bir yerden değil, duyguyla ilişkili bir bölümle bitirmek istedim.
Biz oyuncu olarak da yönetmen olarak da insan olarak da bu ülkede farklılıklarımızla, düşüncelerimizle var olmaya çalışıyoruz. Ama........
