‘Dindar olan iyidir’ yargısını kim bozdu?
“Yiğit düştüğü yerden kalkar.” Bu bir atasözü. Son derece yalın. Düşünce, eğer kalkabilirsen, düştüğün yerden kalkarsın.
Eğer kalkamazsan düştüğün yerde kalırsın. Birisinin seni kaldırmasını beklersin.
Ya da öldün. O zaman kalkamazsın. Biri gelir seni kaldırır.
Bu kadar basitse, yiğit olsun olmasın insanın düştüğü yerden başka bir yerden kalkması mümkün değilse o zaman böyle bir atasözüne de lüzum yok.
Biliyorsunuz, dilimizde cümlelerin vurguladığımız kısmı cümlenin anlamında değişiklik yapar.
Cümleyi söylerken ‘düştüğü yerden’ kısmını vurgularsan bu anlattıklarım aşağı yukarı geçerlidir.
Vurguyu ‘fiil’e yapınca söz biraz anlam kaybeder.
Yiğidin nereden kalkacağını değil kalkacağını söylemiş olursun.
Tamam abi, kalkar, ne yapalım? İnşallah kalkar.
Şu hâlde, bu sözün atasözü sayılması için cümlenin ‘zarf’ını yani ‘düştüğü yer’i vurgulamak gerekiyor. (Bize ‘zarf’ diye öğretmişlerdi şimdi belirteç diyorlarmış.)
Bir söz uzun zamandır söyleniyorsa dokunma söze içinde bir hikmet vardır.
Atalarımız şöyle düşünmüş olabilirler mi?
Bir yanlış yaptın, yaptığın yanlış düşmene sebep oldu.
Kalkman gerekiyor.
Kalkabilmen için yaptığın yanlışı terk etmen........
