menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rojava hayali ve hayalkırıklığı

67 3
yesterday

Halep’te yaşananlar Kürt kamuoyunda büyük bir infiale ve duygusal patlamalara neden olmaya devam ediyor.

Türk medyası ve kamuoyu “çete”lere, “İŞİD’çilere destekle suçlanıyor, herkesin aslında Türk milliyetçisi olduğu ve Kürtlerden nefret ettiği söyleniyor, bu refleks hızlıca Türklük sözleşmesiyle açıklanıyor.

PKK ve SDG çevreleri 2012’den beri ellerindeki mahallelerden çekilmek zorunda kalmayı İttihatçıların Sarıkamış Faciası’nı Sarıkamış Zaferi’ne çevirmesi gibi 300 Spartalı direnişi, altı günlük zafer diye anlatıyor, yeni kahramanlık hikayeleri yazılıyor.

Eleştirilerden ordusuyla Halep’i kurtarmaya gelmediği için Mazlum Abdi ve SDG de nasibini alıyor, Halep olayları olurken kadın mitingi yapan DEM de.

Ama en dikkat çekici tepki ABD’ye. Talabani’nin partisi doğrudan ABD Suriye Temsilcisi Barrack’ı suçlayan mesaj paylaştı. Şam’ın Halep’e saldırmak için Paris’te İsrail ve ABD’den izin aldığı iddia ediliyor. Halep’teki SDG kontrolündeki mahallelere Suriye ordusunun askeri müdahalesine karşı sessiz kaldığı için Haseke’deki ABD üssünün önünde toplananlar üssün demir kapılarını tekmelediler.

Bu tepkiler ciddi bir hayal kırıklığını gösteriyor.

Peki kırılan bu hayal nasıl oluşmuştu?

Türk kamuoyunun büyük bir kısmı Kürtler konusunda her zaman empati yoksunu oldu. Kürt davasına destek veren Türkler ise bunu Kürtlerle siyasi ve fikri ittifak kurmak gibi motivasyonlarla “hep haklı olan mağdur ve mazlum Kürtler” gibi irrasyonel bir aktivizmle yaptılar.

Bu ikilik içinde adil şahitliğe kimse prim vermedi.

Aslında Rojava meselesindeki hassasiyeti en iyi biz Türklerin anlaması gerekirdi.

1955’den önce Türkiye’nin bir Kıbrıs Davası yoktu. Dönemin DP’li Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü 1953 yılında kendisine sorulduğunda tam olarak böyle demişti. Ama 1955’de EOKA’nın Türklere saldırmasıyla birlikte Türkiye’de Kıbrıs üzerinden büyük bir milliyetçi dalga ve hassasiyet yükseldi ve o gün bugündür de devam ediyor.

Rojava da Kürtlerin Kıbrıs Davası. Türklerin anlamadığı yer burası. ,

Aslında bakılırsa milliyetçi bir azınlık dışında 2012’den önce büyük Kürt kamuoyunun da bir Rojava Davası yoktu.

Katarsis anı 2014’de IŞİD’in Kobani’ye saldırması ve vatandaşı oldukları Türkiye’nin bunu izlemesi oldu.

O tarihten itibaren Rojava yani bir nevi “dış Kürtler” sadece PKK sempatizanı Kürtlerin değil, AK Partili Kürtlerin de milli bir meselesi ve hassasiyeti haline geldi.

O kadar ki bu uğurda 2015 çözüm süreci bile çöktü.

Bu hassasiyetin tabii ki 100 yıllık bir arkaplanı var.

Rojava Kürtçe’de aslında Batı demek ama onla kastedilen bir coğrafya; Batı Kürdistan.

Dört parça Kürdistan’ın Batısı.

Kürtlerin bir Kürdistan istemesi Türklerin, Arapların ve Farsların tüylerini diken diken ediyor. Ama şu sorunun bir cevabını da henüz tarih ve kimlikle ilgili aşağılayıcı şeyler söylemeden verebilen olmadı: Neden Türklerin, Arapların, Farsların çok sayıda devletleri varken 40 milyon Kürdün bir tane devleti yok?

Bu soru Kürtlerin ortak hafızasında bir yara ve arzu olarak duruyor.

Bu hayale en fazla yaklaşan Irak Kürdistan’ı olmuştu. Ama 2017’deki referandumda yapayalnız kaldılar.

Türkler, Farslar ve Arapların karşı olduğu bir hayal için Kürtler için tek yol ancak bölgedeki kriz anlarını değerlendirmek, silahla mücadele etmek ve dış güçlerim müdahalelerini beklemek oldu.

Bu beklenti ve fırsatçılık da karşılıklı güvensizlik duygularını besledi.

Suriye iç savaşı bunun zirvesi oldu.

2011’de Suriye iç savaşı sırasında yine PKK Yürütme Konseyi’nin kararıyla 2003’de kurulan ama Suriye’de yasadışı olan PYD’nin silahlı kanadı olarak YPG kuruldu.

Suriye’den kaçıp Süleymaniye’de yaşayan PYD lideri Salih Müslim ve PKK kadrolarından Mazlum Kobani 2011’de Kamışlı’ya geldiler.

YPG, Suriye iç savaşı sırasında bütün kriz anlarını fırsat olarak değerlendirdi.

Rojava böyle bir kriz anında ortaya çıktı.

18 Temmuz 2012’de muhalifler Şam’da Esad’ın sarayının 100 metre ilerisindeki bir binada yapılan Ulusal Güvenlik Toplantısı’nda bomba patlatmış, aralarında Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Esad’ın eniştesi, özel temsilcisi ve üst düzey bir istihbarat yetkilisinin de olduğu üst düzey kurmay kadrosu ölmüştü.

Rejimin çökmekte olduğuna dair güçlü bir işaret olarak yorumlanan saldırıdan bir gün sonra Kobani’de halk valilik binasını ele geçirdi, ertesi gün isyan Afrin, Derik’e yayıldı, PYD’nin verdiği ültimatomdan sonra Esad güçleri de Kürt şehirlerden direnmeden çekildiler.

Bu çekilmenin taktiksel bir çekilme olduğu daha sonra ortaya çıktı.

Son olarak Esad Suriyesi’nin son başbakanı Esad’ın Rojava bölgesinden taktiksel olarak, bir cepheyi kapatmak ve muhalefeti bölmek için geri çekildiğini açıkladı.

Nitekim Suriye yönetimi Rojava bölgesindeki memur maaşlarını ödemeye devam etti, petrol bölüşüldü, sınır kapıları birlikte kontrol edildi.

Son atışmaların yaşandığı........

© Karar