Siyasal İslamın uzun ve yavaş ölümü
Bundan 70-80 yıl sonra, torunlarımızın çocukları üniversiteye gidip 21. yüzyıl siyasi tarihi öğrendiklerinde büyük olasılıkla şöyle bir cümleyi kitaplarında görecekler:
“21. yüzyılın ilk çeyreği bir siyasi akım olarak siyasal İslamın sonuna tanıklık etti.”
Siyasal İslam, tarih sahnesine 19. yüzyılın ortalarında İstanbul’da, Osmanlı coğrafyasında çıktı.
Geliştirenler, Namık Kemal dahil Osmanlı aydınlarıydı.
Başlangıçta siyasal İslam bugün okuyunca şaşıracaksınız belki ama modernist felsefenin içinde, modernist bir siyasi akımdı. Osmanlı’ya kurtuluş çaresi olarak, “İslam’ın Altın Çağı”nı öneriyor, onun güne uygun uygulamalarını, siyasi liberalizmi, parlamenter monarşiyi, yerinden yönetimi yani “Ademi Merkeziyetçiliği” teklif ediyordu.
‘İslam’ın Altın Çağı’ o gün de öyleydi, bugün de öyle, sofu Müslümanların hatırlamak bile istemediği, hiç de “altın” kabul etmediği bir dönem.
O dönem akılcılık öndeydi, Yunan felsefesinden metinler Arapça ve Farsçaya çevriliyor, üzerine derin tartışmalar yapılıyor, İslam filozofları Platon ve Aristo’yu aşmak istiyordu ve aşmışlardı. Bilimin her alanında İslam dünyası öncüydü, neredeyse kadın-erkek eşitliği diyebileceğimiz bir toplum düzeni vardı.
O dönemin yaygın ve baskın İslam yorumu, “Mutezile” idi. Bu yorum, İslamın temel kaynakları olarak Kuran ve Sünneti almakla birlikte Allahın insanlardan nasıl kullar olmasını istediğini insanların kendi akıllarıyla da kavrayıp bulabileceğini söylüyordu.
Sonra bu devir İmam Gazali’nin çok meşhur, “Allahın ne istediğini aklınızla kavrayamazsınız, Kuranda ve sünnette ne diyorsa o” diye özetleyebileceğim görüşünün yaygınlık kazanmasıyla sona erdi.
Modernist bir akım olarak ortaya çıkan Siyasal İslam, 20. yüzyılda şekil ve içerik değiştirdi,........
