Avrupalıların hepsi artık Peronist
Eski Avrupa Komisyonu Başkanı ve eski Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker bir keresinde şöyle demişti: “Hepimiz ne yapılması gerektiğini biliyoruz, ama yaptıktan sonra nasıl yeniden seçileceğimizi bilmiyoruz.” Bu gözlem, Avrupa’nın bugünkü ikilemini özetliyor.
Çoğu Avrupalı lider, verimliliği artırmak, yeniliği teşvik etmek, düzenlemeleri sadeleştirmek, kamu harcamalarını dizginlemek ve savunmayı güçlendirmek için hangi reformların ve bütçe kesintilerinin gerekli olduğunu biliyor. Ancak onlarca yıllık refah devleti genişlemesinin ardından, seçmenler sosyal haklarından vazgeçmeye isteksiz.
Avrupa seçmeni giderek riskten kaçınır hâle geldi; artık altta yatan ekonomik temellerle örtüşmeyen yaşam standartlarını korumaya çalışıyor. Kısa vadeli teşviklere teslim olan hem sol hem de sağ partiler, sürdürülemez vaatlerde birbirlerini geçmeye çalışıyor; bu da kutuplaşmayı derinleştiren bir popülist döngüyü besliyor.
Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı ve eski İtalya Başbakanı Mario Draghi, Avrupa’nın rekabet gücüne ilişkin 2024 tarihli çığır açıcı raporunda, kıtanın bir müzeye dönüşme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunmuştu: güzel, tarihî ve ilgisiz; tek rekabetçi sektörü turizm olan bir müze.
Avrupalı liderlerin çoğu Draghi’nin çalışmasını övmüş olsa da, önerilerini hayata geçirecek siyasi iradeden yoksun görünüyorlar.
Fransa’nın emeklilik reformu girişimi buna bir örnektir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 65 yaş üzerindekilerin ortalama gelirinin çalışma çağındaki nüfustan daha yüksek olduğu bir ülkede emeklilik yaşını yükseltmek istedi ve bu girişim aylarca süren protestolara ve siyasi çalkantılara yol açtı.
Sol ve sağ popülistler bu fikre saldırarak, Fransa zaten zengin ülkeler arasında en yüksek vergi yüklerinden birine sahip olmasına rağmen, bütçe açığının yalnızca zenginlerden daha fazla vergi alınarak azaltılabileceğini savundular. Önerilen emeklilik reformu sonunda o kadar zehirli hâle geldi ki hükümet rafa kaldırdı. Yeni atanan Maliye Bakanı Roland Lescure’un ifade ettiği gibi: “Bu uzlaşmanın bedeli ve siyasi istikrarın bedelidir.”
Giderek daha düşmanca bir jeopolitik ortam karşısında Avrupa’nın savunma........
