Şeytan Kulağına Kurşun, Şeytanın Bacağını Kıran Duruşun Adıdır Secde
Sen olmasaydın secdem!
Parmak uçlarımızda nefsi, şeytanı, dünyayı uyandırmadan; “O Huzura” varmak için nasıl geçerdik yedi kat göklerden! Hırsımıza “yenik” düşmez miydi kuşlara ayrılmış en üst dallardaki yemişler! Gözümüzü toprakla doyurup kavuşabilir miydik nimetlerin aslına! Kuş sütünü emebilir miydik köklerden!..
Başlar ile ayaklar eşitlenip de nasıl gelirdi aynı hizaya! “1×1=1”liği sağlayabilir miydi aynı sevdayı kafaya koyanlar, aynı davaya baş koyanlar! Kafdağı’na yükselen burunlar sırtımızdaki kaydıraktan güvenli iniş yapar mıydı kulluğun yerli yerindesine! “Toz olur” muydu kibrimizin tepeden bakışları! Bir karış havada olan aklımızın ellerine karış karış nasıl takdim edilirdi; ayağı yere basan, başı göğe eren toprak ve miraç karışımı! Nasıl doyururdu “yerin bitirdikleri”yle yüzde yüzümüzü yeryüzü. Sırtımızı dayamadan fezaya nasıl şenlendirirdi ensemizi; kudret helvası, bıldırcın etiyle gökyüzünün en semizi!..
Gurbetten sılaya dönenlerin yere kapaklanıp toprağı öptüğü gibi nasıl buse kondurabilirdi dudaklarımız ana vatan yanağına. Tohumların kabuk kırışını kendi kulaklarımızla duyup, filizlerin yeri yarışını kendi gözlerimizle görüp nasıl karşılardık umudu yeniden! Alın yazımızı toprak kadar temize, teyemmüme çekebilir miydik! Kara bahtı ‘iki darp’ ile def(n)edip,........
