menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İltica

7 0
19.08.2026

Bu fani hayatta bir insanın başka bir insana verebileceği en ölümcül hediye umuttur, dedi Maksut Bey. Dutun bile karası var akı var, birine bu kadar güvenmek niye? Sanki oturduğum yerde kirlenmiş, kararmış gibi hissediyorum kendimi. Engel olamıyorum kendime. İçim hiç rahat değil, nereye gidip sığınayım, devrilmişim kime dayanayım, bu kirlenmiş ruh ile beni korumak için nereye yöneleyim diye düşündü. Sonra da caminin zeminindeki parlak mermere vuran pamuk gibi bembeyaz saçına sakalına bakarak hayıflandı. Küçük adımlarla Hacer Hanım’a yönelip eylülde ekilen arpayı nisanda biçemeden gitmek de var, kime bu güven diye sordu.

Hacer Hanım şadırvanda abdest alan küçük çocuğun narin ellerini seyrederken bazı şeyleri anlamak için geç mi kaldım diye düşündü. Sonra her şeyin olması gereken zamanda olduğuna inandığını hatırlamış olacak ki üzerindeki güzel aldırmazlığı omuzlarına çatkı gibi doladı. Maksut Bey’i duymadığından pek oralı değildi. Ulu Cami’nin taş duvarına yasladığı sırtında duvarın çıkıntılarına paralel uyuşukluklar başladığından oturduğu yerden hafifçe kalkıp doğruldu. İkindi namazı vakti gelmiş olacak ki en iyi arkadaşıyla muhabbet için şadırvana doğru yürüdü. Attığı her adımda o günün rızkı ile evin bahçe kapısından içeri girince layığıyla doyuramayacağı çocuklarının ona yaşatacağı mahcubiyeti düşünmekten kendini alamadı. Şükür dedi, olana olmayana, verdiğine vermediğine. Düşünemediğim, göremediğim akıbetleri oldurma şekline şükür dedi ve kıyama durdu. Alnı son kez secdeye dokunup selam verdikten sonra kendi kendine konuşmaya başladı.

Şu hayatta tek bildiğim olmakta olanlar yanımdan akıp giderken hiçbir şey yapmadan öylece durabilmek Allah’ım. Bunu yapmam sanıldığı kadar kolay değil üstelik. Evdekilere kalsa anlamıyor, duymuyor ve görmüyorum. Oysa ben tüm olanların içinde susarak dururken bile beni görene, sesimi duyana tevekkül ediyorum. Kader benim, takdir senin, beni bana bırakma Allah’ım. Soluk alırken verdiği havayı paylaşmamak için yattığı odadaki sineği öldüren insana sığınılır mı? Beni senden gayrısına muhtaç etme Allah’ım, dedi. Sonra oturduğu yerden kalkıp ağır adımlarla yürüyerek Maksut Bey’in yanına gitti.

Maksut Bey’in hayattan memnuniyetsizliği bugün de onunla göz göze gelen herkes tarafından fark edilecek boyutta ve renkteydi. Kırmızı gözleri kaktüs gibiydi baktıkça kirpikleri batıyor, yok sayıldıkça görüp fark edilmek için göz kenarlarından gülerek çiçek açıyordu. Mizacı gereği önünden geçen kadınlarla flört etmeden duramıyor, bu davranışı onu camii cemaatinin gözünde oldukça tanınır yapıyordu. Aslında Hacer Hanım’ın yanında böyle davranıyor olmak vicdanını rahatsız ediyor ama gördüğü her yeni kadına karşı hissettiği merak duygusuna yenik düşüyordu.

Bugün de güneşin alacası gönlü kadar yüzünü yakmış Merve Hanım, Maksut Bey’in yanına yanaştı. Maksut bey gördüğü ilgi kırıntısına tav olmuştu bile. Merve Hanım’ı merhametinden vurup biraz daha ilgi görmek için atıldı, papatyayı sevdikleri gibi severler beni, meraklarını gidermek, sorularına yanıt almak için ruhumu hiçe sayarlar, dedi. Hacer Hanım hayatın kadim dertleriyle uğraşmak için var olduğuna inandığından hiç oralı olmadı. Merve Hanım, Maksut Bey ile göz göze gelecek kadar eğildi ve sadece ikisinin duyacağı bir tınıda birinin ikramı olmak da vardı hayatta ancak onun bahtına benim........

© İnsaniyet