Toz ve rüzgâr fırtınasının ortasında kaybolan bellek: Amcam Cemşid Han
Bextiyar Eli, çağdaş edebiyatın büyüleyici anlatılarından diyebileceğimiz Rüzgârın Daima Sürüklediği Amcam Cemşid Han romanı ile okuru, bireysel hafızanın Kürt halkının kolektif tarihiyle iç içe geçtiği sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Tarihsel dönüşümlerin ve toplumsal kırılmaların birey üzerindeki derin izlerini süren roman; düşle gerçeğin, sınırlarla devletlerin, varoluşla yok oluşun tam ortasına bırakıyor.
Kerkük’ün soğuk ve karanlık bir hapishanesinde, dehşetin, uykusuzluğun, açlığın ve işkencenin her türlüsünün hüküm sürdüğü bir kış gecesinde, gardiyanlardan birinin sorgucuların önüne atmak için bir deri, bir kemik kalmış Cemşid Han’ı avluda biraz bekletmesi ile başlar roman. Ancak bu kasvetli atmosferin ortasında, Cemşid Han’ı yeryüzünün ağırlığından koparıp göğe doğru iten gizemli ve özel bir güç belirir. O güç rüzgârdır ve Cemşid Han’ı bir ömür boyunca sürükleyecektir. Yazarın üslubuna ustalıkla yaydığı büyülü gerçekçilik, Cemşid Han’ın o zindan avlusundan gökyüzüne yükselişiyle daha da somutlaşır. Yeryüzü çıplak ve acımasız gerçekleri temsil eder; gökyüzü, kaçışın, özgürlüğün ve mucizenin sesini.
Baasçıların “Devrim ve Başkomutan” diyerek Irak’ın dört bir yanında komünist müttefiklerinin peşine düşmüş ve zindanlar komünistlerle doldurulmuştu. Öte yandan savaşa tutuştuğu İran’da da molla rejimi aynı şeyi yapıyordu. Önce komünistler ve sonrasında Kürtler yok ediliyordu. Yazar, bu coğrafyanın ödediği ağır bedelleri ve dinmeyen acıları, karakterlerin iç dünyasındaki yalnızlık, kaygı ve vicdan azabı gibi insanî hesaplaşmalarla harmanlıyor. Bilinç akışından çoklu anlatıcıya, masalsı ögelerden mitolojik göndermelere kadar uzanan zengin anlatım diliyle metni ilmek ilmek işleyen Bextiyar Eli, kurgu ile tarihsel gerçeklik arasındaki o ince dengeyi “uçma” metaforuyla zirveye taşıyor.
“İnsan bu ülkeye yukarıdan baktığında, farkında olmadan ruhunda birkaç resim biriktirir, o zaman ve saatte belirgin bir anlamları yoktur… Ama sonra o resimler insanı, kendisinin bile tahmin etmediği bir şeye götürür.”
Cemşid Han’ın rüzgârla savrulan her yolculuğu da okuru Ortadoğu’nun yakın tarihindeki kritik bir durağa, bir yüzleşmeye ve bir bellek sorgulamasına dahil eder. Bu durum, farklı yönlerde işleyen siyasi güçlere karşı bir eylem gibi görünse de Cemşid’in gökyüzündeki yolculuğu onu her seferinde tarihsel ve ulusal bir paradoksa sürükler.
Totem Yayınları’nın Rêbîn Ozmen’in Soranca aslından yaptığı çevirisiyle sunduğu eser bir kimlik arayışı ve tarihin tozlu sayfalarından bugünün belirsizliklerine uzanan felsefi bir çığlıktır. Bu yanıyla Cemşid Han’ın her uçuşu, aslında sürekli yeni bir ideolojik dalganın peşinden giden ama geçmişini hatırlamakta zorlanan toplumların alegorisidir. Cemşid Han’ın yolculukları, sürekli yeni bir........
