menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Teşhis İşlemi Nasıl Yapılır? Usule Aykırı Teşhisin Hukuki Sonuçları

24 0
10.09.2026

Ceza soruşturmalarında failin kimliğinin belirlenmesi amacıyla başvurulan önemli yöntemlerden biri teşhis işlemidir. Özellikle yağma, hırsızlık, cinsel saldırı, kasten yaralama ve benzeri suçlarda mağdur veya tanığın şüpheliyi teşhis etmesi, soruşturmanın yönünü ve hatta yargılama sonucunu etkileyebilecek nitelikte bir delil olabilir. Ancak bir kişinin mağdur veya tanık tarafından “fail olarak gösterilmiş” olması, tek başına teşhis işleminin hukuka uygun ve güvenilir olduğu anlamına gelmez.

Teşhisin delil olarak değerlendirilebilmesi için işlemin kanunda öngörülen usule uygun gerçekleştirilmesi gerekir. Bu nedenle bir ceza dosyasında teşhis tutanağıyla karşılaşıldığında yalnızca tutanağın sonucuna değil, teşhisin hangi şartlar altında ve nasıl yapıldığına da bakılmalıdır.

Nitekim Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli kararlarında, teşhisin bir delil elde etme yöntemi olduğu ve kanunda belirtilen usule uygun yapılmasının delilin güvenilirliği bakımından önem taşıdığı vurgulanmıştır.

Teşhis; şüphelinin kimliğinin belirlenmesi veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir delil toplama işlemidir.

Teşhis işleminin temel hukuki dayanağı 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesidir.

Kanuni düzenleme uyarınca polis, olaydaki failin gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunluluk bulunması hâlinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. Dolayısıyla teşhis, kolluğun herhangi bir şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirebileceği basit bir “gösterme” işleminden ibaret değildir.

Kanunda teşhisin yapılması ve uygulanma biçimi konusunda birtakım güvenceler öngörülmüştür. Bu güvencelerin temel amacı, teşhiste bulunan kişinin yönlendirilmesini ve yanlış kişinin fail olarak belirlenmesi ihtimalini mümkün olduğunca önlemektir.

Teşhis ile Yüzleştirme Aynı İşlem Değildir

Uygulamada teşhis ile yüzleştirme kavramlarının zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa hukuki nitelikleri ve amaçları birbirinden farklıdır.

Yüzleştirme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında tanıkların birbirleriyle veya şüpheliyle karşı karşıya getirilerek çelişkili beyanların giderilmesine yönelik bir işlemdir. Teşhiste ise amaç, şüphelinin olayın gerçek faili olup olmadığının veya kimliğinin belirlenmesidir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. ve 2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı kararlarında da teşhisin bir “yüzleştirme” işlemi olmadığı açıkça belirtilmiştir.

Teşhis İçin Şüphelinin Gözaltına Alınmış Olması Gerekir mi?

PVSK Ek 6'da, olaydaki failin “gözaltına alınan şüpheli” ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesinden söz edilmektedir. Bu nedenle kişinin yakalanması ile gözaltına alınması birbirinden ayrılmalıdır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi de anılan kararlarında, şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerektiğini, yalnızca yakalanmış olmasının yeterli olmadığını belirtmektedir.

Bu husus özellikle savunma açısından önemlidir. Dosyada teşhis tutanağı bulunuyorsa teşhisin yapıldığı tarih ve saat ile şüpheli hakkında gözaltı kararı verilen tarih ve saatin karşılaştırılması gerekir.

Teşhis Cumhuriyet Savcısının Talimatıyla Yapılmalıdır

Teşhis önemli bir delil toplama işlemidir. Bu nedenle kolluğun kendi inisiyatifiyle bir kişiyi mağdura veya tanığa göstererek “fail bu kişi mi?” şeklinde soru yöneltmesi, PVSK Ek 6.maddede düzenlenen teşhis usulünün yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez.

Bir ceza dosyasında teşhis işleminin hukuka uygunluğu incelenirken Cumhuriyet savcısının teşhise ilişkin talimatının bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

Teşhisten Önce Failin Tarifi Alınmalıdır

Teşhisin güvenilirliğini sağlayan en önemli güvencelerden biri, mağdur veya tanığın faili teşhis işleminden önce tarif etmesidir.

Mağdur veya tanığın önce şüpheliyi görmesi, ardından failin özelliklerini anlatmasının istenmesi ile olay sırasında gördüğü kişiyi herhangi bir yönlendirme olmaksızın tarif etmesi aynı şey değildir.Bu nedenle yalnızca teşhis tutanağına değil, teşhisten önce alınan mağdur veya tanık beyanlarına da bakılmalıdır.

Teşhiste Birden Fazla ve Benzer Kişiler Bulunmalıdır

Şüphelinin tek başına mağdur veya tanığın karşısına çıkarılması kanunun öngördüğü teşhis yöntemi değildir.Teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyim ve genel görünüş bakımından benzerlik bulunması gerekir. Buradaki amaç, şüpheliyi teşhis grubu içerisinde öne çıkarmamaktır.

Teşhis, kişinin kolluk tarafından öne çıkarılan kişiyi seçmesi değil; olay sırasında gördüğü........

© Hukuki Haber