Akademi ve öğretmenlik mesleğinin bitirilişi
“Kadrolu, ücretli, sözleşmeli, özel öğretim kurumlarında çalışan, ataması yapılmayan tüm öğretmenlerin bir araya geldiği sorunlarımıza birlikte sahip çıktığımız zeminler yaratmamız ve güçlendirmemiz hepimiz için tek çözüm. Her bir arkadaşımızın yaşadığı sorun hepimizin sorunu.”
Eğitimci yazar Feray Aytekin Aydoğan ile öğretmenlik mesleğinin bitirilişini, tasfiye edilişini konuştuk.
Yazılarınızda bir mesleğin öğretmenlik mesleğinin bitirilişinden, tasfiye edilişinden bahsediyorsunuz. Bu tespitiniz dayanakları nedir?
Son 23 yılda siyasi iktidar eğitimde iki temel hat izledi. Birinci hat eğitimin kamusal hak olmaktan çıkarılması, parayla satın alınan bir meta haline getirilmesi, eğitimin piyasalaştırılmasıydı. İkinci temel hat ta eğitimin laik, bilimsel niteliğinin ortadan kaldırılmasıydı. Öğretmen yetiştirme ve istihdam politikaları da bu iki temel hatta uygun olarak şekillendirildi.
Eğitimin piyasalaştırılması politikaları üzerinden eğitimin sürekliliği ve nitelikli olması ilkelerine de aykırı bir şekilde kamuda ücretli, sözleşmeli özelde güvencesiz çalıştırılma koşulları olağan hale getirildi. İş güvencesi çocukların eğitim hakkı –Ücretli, güvencesiz çalışma biçimi nedeniyle bir eğitim öğretim yılı döneminde üç-dört öğretmen değiştiren sınıflar, öğretmensiz bırakılan çocuklar var- açısından da vazgeçilmez iken öğretmenler için iş güvencesi hakkı fiilen kaldırıldı. Eğitimci niteliği taşımayan kişiler de özelde, kamuda istihdam edilir hale geldi. Plansızca sayısı artırılan eğitim fakülteleri ve eğitime yeterli bütçe ayrılmamasından kaynaklı yapılmayan öğretmen atamaları sonucunda yarım milyonu aşkın ataması yapılmayan öğretmenler sorunu özel okullarda ve kamuda güvencesiz, asgari ücretin dahi altında çalıştırılan bir kesim yarattı. Şirketlerle imzalanan protokoller sonucu özellikle meslek liselerinde, MESEM’lerde, dört yeni okul modelinde çalışan öğretmenler şirket personeli haline getirildi.
Laik ve bilimsel eğitimi hedef alan politikaların, ÇEDES gibi proje, protokol ve iş birliklerinin sonucunda öğretmenler yerine din görevlileri eğitim kurumlarında istihdam edilmeye, görevlendirilmeye başlatıldı. Örneğin geçtiğimiz haftalarda ÇEDES kapsamında 336 din görevlisi Ordu’da okullara manevi danışman olarak görevlendirildi. Tüm eğitim kademelerinde, yurtlarda, sosyal hizmet kurumlarında ve çok sayıda kamu kurumunda manevi danışmanların görevlendirilmesi rutin hale getirildi. Zorunlu din derslerine ek olarak seçmeli adıyla din derslerinin de yönetmelikle zorunlu hale getirilmesi, imam hatip okullarının artışı ile din görevlilerinin, ilahiyat mezunlarının oranı öğretmen istihdamında her geçen yıl arttırıldı.
2014’te özel öğretim kurumlarında taban maaş hakkı kaldırıldı. Öğretmenler özel okul patronları için ucuz iş gücü haline getirildi. Mülakat, güvenlik soruşturması, arşiv araştırması, proje okul adıyla liyakat kriterleri ortadan kaldırıldı, siyasal kadrolaşma araçları yaratıldı. Mülakat yıllardır binlerce öğretmenin emeğinin yok sayılmasının aracı oldu. Bir yılı aşkın mücadeleleri sonucunda hepimiz tanıklık ettik ki 1611 öğretmen kontenjan dışı bırakıldı, yargı kararları ile yaşatılan hukuksuzluk kanıtlanmasına rağmen emekleri ellerinden alındı ve atamaları hâlâ yapılmadı. Siyasi iktidar kimin atanacağına, kimin okul idarecisi olacağına, kimin hangi okulda, okul türünde çalışacağına eşit, adil, objektif kriterler olmadan “ben karar vereceğim” dedi.
Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) ve Milli Eğitim Akademisi ile birlikte de eğitim fakültelerinin, öğretmenlik mesleğinin sona erdirilmesinin, bitirilmesinin son adımı atıldı.
ÖMK ve Akademi ile neler yaşandı ve önümüzdeki dönem öğretmenleri neler bekliyor?
ÖMK ve Akademi ile “Yeni Türkiye Yüzyılı Maarif Müfredatı” birbirinden bağımsız adımlar değildi. Maarif müfredatıyla vurgulanan, yeni insan, devlet, toplum tahayyülüne –yeni rejime- uygun öğretmen profili adıyla........
