menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kalıplara sığmayan bir ruhun yolculuğu: Nihal Alkan

3 0
thursday

Edebiyatın ve sanatın içerisindeyken kalıplara sığmayı reddedip değişimin ve dönüşümün sıhhatine talip olmayı, kalemin ve fırçanın namusunu her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır.

Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; yedi yaşında ödüllerle başlayan resim serüveninden ortaokul yıllarındaki o asil sergisine, Virginia Woolf’un ilhamıyla 2026’nın Mart ayında kaleme aldığı ve “1 Kadın 1 Hikâye” adlı derleme kitapta yayımlanan “Kendine Biçilen Yerden Taşmak” adlı ilk imzasına kadar, Carl Jung felsefesiyle her gün dünkünden daha iyi bir “Nihal” olmanın peşinde koşan yazar ve sanatçı Nihal Alkan ile derin bir hasbıhal gerçekleştirdik.

Nihal Hanım, Satır Arası’na, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. Sizi sadece kaleminden dökülen yeni ve taze kelimelerle değil; yedi yaşından beri fırçasıyla ruhunun mizanpajını çizen bir ressam, Carl Jung’un bireyleşme yolculuğuna inanmış bir düşünce insanı ve çevresindeki kadınların güçlenmesi için onları cesaretlendiren hasbi bir yürek olarak burada ağırlamak büyük bir keyif.

Röportajımıza sizi, o kalıplara sığmayan asil sînenizi tanıyarak başlayalım: Nihal Alkan kimdir? Hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?

Bu güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim.

Böylesine samimi bir masada yer almak benim için çok kıymetli. Umarım hem yazıya hem hayata dair keyifli bir sohbet olur.

Nihal Alkan kimdir diye sorulduğunda, kendimi hayata deneyimlemeye gelmiş bir ruh olarak tanımlıyorum. Hayat boyunca tek bir kimliğin ya da tek bir sıfatın içine sığabileceğime hiç inanmadım. Resim yaptım, farklı alanlarda eğitimler aldım, farklı işlerde çalıştım, yazmaya başladım ve hâlâ öğrenmeye devam ediyorum. Çünkü benim için hayat, varılacak bir noktadan çok keşfedilecek bir süreç.

Hayatımı ise vicdan, merhamet ve gelişim üzerine inşa etmeye çalışıyorum. Bir insanın hayatına küçük de olsa dokunabilmek, ona kendi gücünü hatırlatabilmek ve bulunduğum yere bir değer bırakabilmek benim için oldukça kıymetli. Belki de bu yüzden kendimi tamamlanmış biri olarak değil; öğrenen, dönüşen ve her deneyimden kendine yeni bir anlam çıkarmaya çalışan biri olarak görüyorum.

Hayat yolculuğunuzu anlatırken kendinizi tek bir sıfata sığdırmadığınızı; “Sessiz ve içine kapanık bir kız çocuğuyken, bugün kendi dünyasına bile sığamadığını hisseden” bir kadına dönüştüğünüzü söylüyorsunuz. Bu kabuğunu kırma ve kendi dünyasından taşma süreci, bir sanatçı olarak ruhunuzda nasıl bir mizanpaj nizamı inşa etti?

Sanırım bu süreçte en çok değişen şey, olaylara bakış açım oldu. Sessiz ve içine kapanık olduğum dönemlerde yaşadığım olayları daha çok kırgınlık ve sorgulama üzerinden değerlendiriyordum. Hayata, insanlara ve hatta bazen kendime karşı daha serttim. Fakat zamanla her yaşananın görünenden daha derin bir anlam taşıdığını fark ettim.

Bugün karşılaştığım bir olayda ilk tepkim suçlamak değil, anlamaya çalışmak oluyor. Belki de bu yüzden artık hayatın bana sunduğu deneyimlere “Bunda da bir hayır vardır.” diyebiliyorum. Bu bakış açısı iç dünyamda büyük bir dönüşüm yarattı.

Bir sanatçı olarak ruhumdaki düzen de bu dönüşümle birlikte değişti. Eskiden duygularımı içimde tutmaya çalışırken, bugün onları üretime dönüştürüyorum. Yazmak benim için artık içime sığmayan duyguların dışarı taşma biçimi. Resim de yazı da aslında aynı yerden besleniyor; insanın kendini anlamaya çalıştığı o derin ve sessiz yerden.

Resmin sizin için yalnızca bir yetenek değil, “kalabalıklardan uzaklaşabildiğiniz, kendinizle baş başa kalabildiğiniz özel bir alan” olduğunu belirtiyorsunuz. Yedi yaşından beri fırça tutan ellerinizle kurduğunuz bu mahrem ve sâfi alan, bugün gürültülü piyasa şartlarında ruhunuzun sıhhatini ve........

© Haberton