SANDIKSIZ SEÇİM
“Ve ona iki yolu göstermedik mi?”BELED 90/10
Bir gece düşünelim. Saat üçü geçiyor. Ev uyuyor; bir tek bebek uyumuyor.
Baba onu omzuna almış, salonun bir ucundan öbür ucuna yürüyor. Avucu o küçücük sırtta; hep aynı ritimle iniyor, kalkıyor.
Sesi kısılmış televizyonda okyanusun öbür yakasından bir seçim gecesi akıyor. Haritada eyaletler renk değiştiriyor. Haber bandından kulağa tanıdık gelen isimler geçiyor; bizim mahallede, bizim çarşıda duyduğumuz isimler.
Baba bir an duruyor. Göğsünde bir şey kabarıyor; adı gurur mu, umut mu, bilemiyor.
Tam o sırada omzundaki küçük beden gevşiyor. Gaz çıktı. Ağlama kesildi.
Birkaç dakika sonra koltukta ikisi de uyuyor.
Millet devletin çocuğudur; en iyi baba bilir gaz almayı.
Her devlet, içinde güçlenen azınlığın ağlamasını tanır. Onu temsil etsin diye içinden birkaç öncüyü omzuna alıp kürsüye, ekrana, meclise taşır. Sırt sıvazlanır, gaz çıkar, kalabalık gevşer.
Gazı alınan çocuk ağlamaz. Ağlamayan çocuğa da meme verilmez.
Gerçi o seçimde her el sıvazlamadı; aynı isimleri hedef gösteren eller de vardı. Çok yaşadık; biraz tepeden bakınca desen yine de net. Ama tepeden desen görünür, insan görünmez.
Ekrandaki isimler ne kadar fayda sağlar, bilinmez. Onlarla ne komşuluk ettik, ne alışveriş, ne yolculuk. Belki içlerinde yük taşıyanlar vardır, belki yalnızca taşınanlar.
Bunu isimleri değil, yolları söyleyecek.
Hangi kanatta oldukları değil, nereye uçtukları önemli.
Biz şimdilik yalnızca........
