MADALYONUN ASKISI
Radyoaktif bir nota yağmuru var üstümüzde.
Görünmez, kokusuz, sessiz ama düşüyor.
Kimimiz hazırlıksız yakalanıyor bu yağmurda, ıslanıyor ta iliklerine kadar fark etmeden, direnç göstermeden, çünkü bilmiyor ki yağan şey zararlı. Kimimiz bir şemsiye açmış, korunmaya çalışıyor biliyor tehlikeyi, ama yine de her damla bir yerinden sızıyor içeri. Kimimizin ise sadece camları ıslanıyor sanılıyor — "bana dokunmuyor," diyoruz, "ben duymuyorum, ben dinlemiyorum" oysa aynı çatının altında yaşıyoruz hepimiz.
Ama asıl olan şu: bu yağmur, ıslattığı şeyi değil, büyüttüğü şeyi hedef alıyor.
Toprağa düşen her damla, gelecek nesillerin tohumlarını çürütüyor sessizce. Bugün ıslanan biz değiliz aslında — yarın filizlenecek olan onlar.
İki haber, aynı gün, yan yana düştü önümüze.
Biri: bir şarkıya soruşturma açıldı, müstehcenlik. Öbürü: bir grup, kendini tanımladı — "küçük çocuklara örnek olacağız" dedi, kamera karşısında, utanmadan.
Bakın, dedik, ilgileniyoruz.
Bir oh çektik. İyi oldu, dedik. Soruşturma açılsın, dedik hepimiz gibi.
Sormadık çünkü sormaya alışık değiliz artık.
Sadece ve sadece görmeye, tepki vermeye, unutmaya alışığız.
Bir madalyon düşünün. İki yüzü var biri parlak, biri karanlık, herkes bilir bunu. Ama asıl sorulmayan soru şu: bu madalyonu kim taktı boynumuza, hangi el astı?
Görünen yüz kolay. Öfke, tepki, "ahlaksızlık arttı" feryadı bu yüz her zaman görünür, çünkü yüksek sesle bağırır, paylaşılır, alkışlanır.
Ama askı... askı görünmez. Kim astı, ne zaman astı, hangi elle astı bunu kimse sormaz.
Çünkü sorduğun an, kendi boynuna da bakman gerekir.
Bir kelime vardı bizde, kutsaldı: AŞK.
İlahî muhabbetin adıydı, fedakârlığın, sadakatin, teslimiyetin. Sonra bir gün, kimse fark........
