menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KİMSENİN EN SEVDİĞİ

76 0
31.10.2026

Kendine bile itiraf edemediğin yara

Düğünden dönüyordu. Bütün akşam güldü, el sıkıştı, sarıldı, birkaç fıkra anlattı. Masadakiler onu "ne neşeli adam" diye uğurladı. Arabayı evin önüne park etti, motoru kapattı ama inmedi. Beş dakika öylece oturdu. Ön camda sokak lambasının sarı ışığı vardı. Telefonu eline aldı, rehberde yüzlerce isim kaydırdı, sonra hiçbirini aramadan bıraktı. Çünkü bu saatte "uyandırdım mı" diye sormadan arayabileceği kimse aklına gelmedi.

Arabadaki o beş dakika belki bir soyunma odasıdır. Düğündeki neşeli adam elbisesi çıkmış, evdeki baba ve koca elbisesi henüz giyilmemiştir. Bize sorulmadan biçilmiş roller. Rol gereği güleriz, rol gereği susarız, bazen rol gereği bağırırız da.

O beş dakikayı hepimiz biliriz. Kimseye anlatmayız.

İçimizde bir ses vardır, yüksek sesle söylemeye utandığımız:

Kimsenin en sevdiği değilim. Kaybetmekten korktuğu da olamadım. Aranılan, sorulan, değer verilen değilim. Merak edilen, özlenen hiç değilim. Bensiz de her şey olacak, biliyorum. Dünya bensiz de vardı.

Bu cümleleri kendimize bile fısıldamayız. Fısıldarsak bir ihtiyacı itiraf etmiş oluruz, ihtiyaç da bu çağda zayıflık sayılıyor. Biz de onu kılık değiştirerek taşıyoruz. Meşguliyet oluyor, "işlerim çok" oluyor. Soran olunca ağzımızdan "iyiyim" çıkıyor. Bazen sertlik, bazen de en kalabalık sofrada en çok gülen adam oluyor.

Yalnızlığın en derin hâli tek başına kalmak değil. Kalabalığın ortasında kendine bile "yalnızım" diyememek.

Bir yanılgımız var: Yalnızlığı ıssız odalarda arıyoruz. Oysa en çok kalabalıkta, sevdiklerimizin yanında oluyor. Aynı evde, aynı sofrada,........

© Habername