İslam akıl dini değil mi?
Bazen kendini “Dindar” olarak takdim eden ve bana göre aklını kullanarak aklı inkâr eden kişilerden şu safsata sözü duyarız:
“İslam akıl dini değildir.”
Bu iddiayı savunanlar genelde İslam’ın akla verdiği yeri daraltarak okuyan veya şuurlu olarak küçümseyen üç ana çevreden çıkar.
Birincisi Oryantalist ve seküler çevrelerdir.Bunlar birazda düşmanlıklarından dolayı İslam’ı dogmatik, sorgulamaya kapalı, vahiy merkezli ama akıl karşıtı göstermek isterler. Bundan maksatları ise çoğu zaman İslam’ı kendi modern anlayışlarına uyumsuz göstermek ve geri kalmışlık iddiasını desteklemektir.
İleri sürdükleri iddialar ise,“Vahiy varsa akla gerek yoktur.”, “Taklit kültürü aklı öldürür.” ve “İslam düşüncesi skolastiktir.” Şeklinde özetlenebilir.
Oryantalist ve seküler çevrelerin bu yaklaşımları ilmi değil tamamen ideolojiktir.
İkinci olarak aşırı zahirî bazı din yorumları “İslam akıl dini değildir.” Der.
Bu çevreler Müslüman olabilir ama “Akıl tehlikelidir.”, “Akıl sorgular, sorgulamak bidattir.” ve “Selef ne dediyse odur.” Şeklinde özetlenebilen bu anlayışları Kur’an’dan asla tasdik alamaz. Çünkü bu anlayış İslam’ın kendisi değil, yanlış anlaşılmalardan doğan dar bir yorumudur.
Üçüncü olarak “İslam akıl dini değildir.” Diyenler bilinçli olarak İslam’a düşmanlık yapanlardır. Bu çevreler adı geçen iddiayı tartışmayı provoke etmek için kullanırlar. Günümüzde özellikle sosyal medyada kısa slogan olarak kullanıp İslam düşmanlığı yaparlar. Bu alanda yaptıkları başka bir çarpıtma da, “İslam akıl değil, itaat dinidir.” Söylemleridir.
İslam gerçekten, “Akıl dini değil mi?”
Buna cevap vermeden önce herkesin anlayacağı şekilde bir ortak akıl tarifinde birleşmemiz gerekir.
Akıl; genel olarak “düşünme, anlama, kavrama, doğruyu yanlıştan ayırt etme ve hüküm verme yetisi” olarak tarif edilir. İnsanın zihinsel kapasitesini, mantık yürütme gücünü, hafızasını ve sağduyusunu ifade eden, bu kavram Arapça kökenlidir. Kelime anlamı olarak engellemek, bağlamak manalarına da gelir. Aklın temel işlevi,Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırmaya yarayan zihinsel yetenektir. Bu yeteneğe sahip olan insana İslam “Akil baliğ” der.
Aklın kapsamı ise düşünme, muhakeme etme, anlama ve problem çözme kapasitesidir.
İslam, aklı tek başına ele almaz. Konuyu “Akıl ve vahiy” çerçevesinde dengeli tutar. Kur’an’da, “Akletmez misiniz?” ifadesi ve türevleri ayetlerde çok kez tekrarlanır.
“Hiç akletmez misiniz?” (Bakara, 44)
“Bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.” (Rum, 24)
“Düşünmezler mi?” (Muhammed, 24)
İşin en önemli noktası İslam, akıl kullanılmadan kazanılan imanı taklidi sayar ve makbul görmez.
İslam’a göre, akıl hakikati kavramak için zorunludur ama sınırsız değildir. Vahiy akılla anlaşılır. Akıl ise ancak vahyin ışığında istikameti bulur.
Akıl, Allah’ın varlığını kavrar, ahlâkın temelini anlar ve doğru ile –yanlışı ayırt eder
Vahiy ise, akla yön verir. Akılın ulaşamayacağı alanları (gayb, ahiret) açıklar.
Özetlemek gerekirse İslam dini, aklı mutlak otorite saymaz ama vahyin ve hayatın gayesinin anlaşılmasında vazgeçilmez bir yetidir. Aklı da vahyi de veren Allah’tır.
“İslam akıl dini değildir,” diyenlerin asıl hatası, “Akla karşı olmak ve aklı ilahlaştırmak,” olarak kendini gösteriyor.
İslam ikisini de reddeder. Akla karşı çıkmadığı gibi aklı asla ilahlaştırmaz. Batı felsefesindeki gibi, “Akıl her şeydir.” anlayışı İslam’da yoktur. “Akıl gereksizdir”........
