Türkiye Ebu Zuhur’a mı, yoksa başka bir noktaya mı üs kuracak?
Ortadoğu'da bazı gelişmelerin gerçek anlamı, açıklamalarda değil, olayların sıralanışında ortaya çıkar. Suriye'de T4 ile başlayan, Ebu Zuhur ile yeniden gündeme gelen mesele de tam olarak budur. Türkiye henüz Suriye'de tartışılan yeni askeri üslerini kurmamışken, İsrail bu üslerin kurulabileceği düşünülen alanları hedef aldı. O halde Ankara açısından artık soru yalnızca “Üs kuracak mıyız?” değildir. Asıl soru şudur: Türkiye bir askeri varlık kurmadığı halde bu varlığın oluşturabileceği tehdit gerekçesiyle saldırıya uğruyorsa, geri durmanın Türkiye'ye sağladığı somut stratejik kazanç nedir? İsrail tarafından gelen açıklamalar bu hamlenin caydırma amaçlı yapıldığı yönünde oldu. Temelde caydırıcılık, karşı tarafın bir sonraki hamlesini değiştirecek kapasiteyi oluşturabilmektir. Şimdi bu tablo açıkçası güvenlik ikilemine doğru giden bir görüntü vermektedir. Aynı zamanda bu Türkiye için ciddi anlamda bir paradoks yaratıyor. Üssü kurmadığım halde hedef oluyorsam, üssü kurmamanın bana sağladığı stratejik kazanç nedir? Eğer bu sorunun cevabı yoksa, Türkiye'nin önündeki rasyonel seçenekler değişir. Bu durumda üs kurmak, İsrail'e karşı saldırgan bir tercih olmaktan çıkar; saldırıların daha ileri bir aşamaya taşınmasını önlemek için caydırıcı bir savunma tedbiri haline gelir. Buradaki en kritik kavram “durdurma noktası”dır. Türkiye'nin Suriye'de askeri varlığını tamamen belirsiz ve savunmasız bırakması, İsrail açısından sürekli bir önleyici saldırı alanı oluşturabilir. Buna karşılık Türkiye'nin açık, kontrollü ve savunma amaçlı bir askeri yapılanma oluşturması, tarafların birbirlerinin sınırlarını daha net görmesini sağlayabilir. Dolayısıyla paradoksal biçimde, belirsizliğin çatışmayı artırdığı bir ortamda kontrollü bir Türk askeri varlığı çatışmayı azaltabilecek bir caydırıcılık mekanizmasına dönüşebilir. Çünkü artık bu noktada Ortadoğu ülkeleri etkinin farklı reflekslerini vermeye başladı. Mekke Anlaşması’na Suriye ve Mısır’ın da eklenmesiyle birlikte, bugüne kadar şahit olmadığımız ölçekte ve biçimde bir bölgesel tepki şekliyle karşılaşabiliriz. Aslında İsrail’in Ebu Zuhur saldırısındaki asıl........
