menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suça Sürüklenen Çocuklar: Görmediğimiz Mağdurlar!..

9 0
18.03.2026

Toplumda bir çocuk suç işlediğinde çoğu zaman ilk sorulan soru şudur: “Bu çocuk bunu neden yaptı?”

Hatta birçoğumuzun karşılaşmış olduğu bir alıntı “Benim çocuğum asla yapmaz” görememezliğimizin vermiş olduğu, Yaşantısal Kaçınma (Experiential Avoidance) (kabullenmeme) sonrası olayları rasyonalize eden bir iç söylentinin yansımasıdır.

Oysa adli bilimler ve suç önleme çalışmalarında yıllardır karşılaştığımız gerçek şu ki, suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü suçtan önce ihmalin, yalnızlığın ve anlaşılmamanın mağduru olur.

Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp “ben suç işleyeceğim” demez.

Bir çocuğun suça yönelmesi çoğu zaman ani bir kırılmanın sonucu değildir. Bu süreç çoğu zaman küçük sinyallerle başlar. Ev içinde sürekli çatışma yaşayan, kendini ifade edemeyen, duygularını anlatacak bir alan bulamayan ya da yeterince görülmediğini hisseden çocuklar zamanla ailelerinden uzaklaşmaya başlar. Bu uzaklaşma, yalnızca fiziksel bir mesafe değil, aynı zamanda duygusal bir kopuştur.

Suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü aslında ilk olarak ihmalin ve yalnızlığın mağdurudur.

Evde sürekli eleştirilen, dinlenmeyen, duygularını anlatacak bir alan bulamayan ya da yalnız bırakılan bir çocuk zamanla ailesinden uzaklaşır. Bu uzaklaşma bazen sessizdir, bazen öfke olarak ortaya çıkar, bazen de tamamen içe kapanma şeklinde kendini gösterir.

Ama sonuç çoğu zaman aynıdır: Çocuk ait olacağı yeni bir yer arar.

Adli vakalarda sıklıkla gördüğümüz bir başka gerçek de şudur: Suça sürüklenen birçok çocuk aslında daha önce çeşitli sinyaller vermiştir. Okula ilgisinin azalması, ani öfke patlamaları, kurallara karşı aşırı tepki, gizlilik, arkadaş çevresinin hızla değişmesi veya evden uzaklaşma davranışları çoğu zaman erken uyarı niteliğindedir. Ancak bu sinyaller çoğu zaman “ergenlik dönemi” diyerek gözden kaçırılabilir.

 Aile içinde kurulamayan aidiyet duygusu, sokakta çok hızlı kurulur. Sokak çocukları dinler. Sokak kabul eder. Sokak “bizdensin” der. Çocuk için bu kabul bazen o kadar güçlüdür ki, doğru ile yanlış arasındaki çizgi giderek silikleşir.

Bu noktada en önemli sorumluluk ailelere düşer. Bir çocuğun sadece notlarını değil, ruh halini de takip etmek gerekir. Çünkü suç önleme çalışmalarında en güçlü koruyucu faktörlerden biri, çocuğun ailesi tarafından gerçekten görülmesi ve dinlenmesidir.

Okullar da bu sürecin kritik parçalarından biridir. Bir öğretmen sınıf içinde davranışı değişen bir çocuğu çoğu zaman ilk fark eden kişidir. Rehberlik servisleri ve aile iş birliği sayesinde birçok riskli süreç daha başlamadan durdurulabilir.

Ancak günümüzde göz ardı edilmemesi gereken başka bir alan daha vardır: medya.

Son yıllarda bazı dizi ve dijital platform yapımlarında suç; güç, prestij ve kahramanlıkla birlikte sunulabilmektedir. Hikâyelerde suçun işlenmesi elbette mümkündür, ancak suçun romantize edilmesi özellikle kimlik gelişim sürecindeki gençler üzerinde etkili olabilmektedir.

Bir çocuğun hayatı elbette bir diziden ibaret değildir. Ancak suç davranışının “güç” ya da “saygınlık” ile ilişkilendirildiği anlatılar, risk altındaki çocuklar için yanlış rol modeller oluşturabilir. Bu nedenle özellikle gençlerin eriştiği içeriklerin dikkatle değerlendirilmesi ve gerekli denetim mekanizmalarının işletilmesi önemlidir.

Suçla mücadelede en etkili yöntem yalnızca cezalandırma değildir. Asıl başarı, çocuğu suçtan önce yakalayabilmektir.

Şunuda atlamamız gerekir ki ; işlenen suçu kimse her ne sebeple olursa olsun masum gösteremez. Bu pencereden bakılacak olunur isek sosyal adalet dengesi bozulur.

Bu nedenle risk altındaki çocuklar için erken destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekir. Ailelerin başvurabileceği danışmanlık merkezleri, psikososyal destek programları ve yönlendirme sistemleri bu süreçte büyük rol oynar. Nasıl ki bağımlılıkla mücadelede danışma hatları ve merkezleri ailelere yol gösteriyorsa, suça sürüklenme riski taşıyan çocuklar için de benzer rehberlik mekanizmalarının yaygınlaştırılması koruyucu bir etki yaratacaktır.

Çünkü suça sürüklenen bir çocuk aslında yalnızca bir adli vaka değildir. O aynı zamanda zamanında fark edilmemiş bir hikâyedir.

Ve çoğu zaman o çocuk bize şunu sorar:

“Ben değişmeden önce beni fark eden biri oldu mu?”

Bu soruya vereceğimiz cevap, sadece o çocuğun değil, toplumun geleceğini de belirleyecektir.

      Mehmet TAŞAR Yüksel Adli Bilimler Uzmanı


© Habererk