menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maden Bağımsızlığı mı, Ekolojik İntihar mı?

24 0
23.04.2026

Bering Boğazı’nın, Kanada ve Kuzey Amerika steplerinin dili olsa da konuşsa; Cree Kabilesi’ne atfedilen meşhur sözler bildiğimiz anlamda Kızılderililer, yani bizimkilerin dibine kadar “çevre bilinci” taşıyan cümlesi;   Modern dünyanın en büyük trajedilerinden birini tokat gibi yüzümüze çarpıyor: 

"Son ağaç kesildiğinde, son nehir kirlendiğinde, son balık avlandığında; o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız."

Bu tabloyu ve Türkiye’deki güncel ekolojik yıkımı baz alarak, çevre duyarlılığından yoksun olan zihniyete karşı ses yükseltmek boynumuzun borcu, hokkamızın mürekkebidir…

Çevre duyarlılığı olmayan kesim, aslında kendi çocuklarının değil, hepimizin nefesinden çalan birer gelecek cambazıdır. Toprağı sadece "rant" ve "metrekare birim fiyatı" olarak gören bu sığ zihniyet, ekosistemi bir yaşam kaynağı değil, bir hammadde deposu sanıyor. Sırf altın veya benzeri madenleri ilkel metotlarla çıkarmak uğruna binlerce yıllık ormanları tıraşlayanlar, biyolojik çeşitliliği yok edenler; o cebinize dolduracağınız paraların, içecek temiz su kalmadığında bizi kurtaracağını zannetmesin!

Türkiye'de özellikle son yıllarda yoğunlaşan madencilik faaliyetleri kapsamında, 2008-2023 yılları arasında yaklaşık 386 bin maden ruhsatı verildiği belirtilmektedir. 1923-2002 yılları arasındaki 79 yıllık dönemde toplam 1186 ruhsat verilmişken, son 15-20 yılda bu sayı, rakamlardan da anlaşılacağı üzere, katlanarak artmıştır.

Verilen ruhsat sayısı Cumhuriyet tarihinin önceki dönemine göre 300 kattan fazladır…

Yukarıdaki tabloya göre; Türkiye'nin dört bir yanını saran Akbelen’den İliç’e, Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya kadar kontrolsüz ve vahşi madencilik faaliyetlerini, duyumlarımıza göre özellikle Karadeniz’de yeni maden arama ruhsatları ve alanları takip ediyor. Bu durum, ülkenin ve yeşil olan her şeyin damarlarına zehir enjekte eden coğrafi bir cinayettir…

Siyanürle altın arama sevdası, yer altı sularımızı ve tarım arazilerimizi kuşaklar boyu sürecek bir kirliliğe mahkûm ediyor. Bu bir yatırım değildir…

Meselenin elbette pragmatik, yani faydacı ve jeopolitik bir gerçeği var ki; bu da madenciliğin bir "tercih" değil, modern dünyada tam bağımsızlık için bir "zorunluluk" olduğudur.   Duygusal romantizmle gerçek dünya siyaseti arasındaki o ince çizgide, stratejik maden kazanımları bir ülkenin bekası anlamına gelir.   İşte bu yıkıcı analize eklemlenmesi gereken o sert ve stratejik katman;   Teknolojik Kölelik mi, Maden Bağımsızlığı mı?   Hangisi? 

Bugün elimizdeki akıllı telefonlardan, bindiğimiz elektrikli araçlara; savunma sanayiindeki füzelerden, yenilenebilir enerji sağlayan rüzgâr türbinlerine kadar her şey kritik hammaddelere — lityum, kobalt, nadir toprak elementleri, bor hatta toryum vs. — muhtaçtır. Eğer bu madenleri kendi topraklarınızdan çıkarmazsanız, teknolojiyi üreten güçlerin kapısında "stratejik dilenci" olursunuz.   Çevre duyarlılığı, teknolojik geri........

© Habererk