Vicdanın coğrafyası kimliği var mı?
Bir zamanlar meydanlar doluydu.
Sloganlar göğe yükselirdi.
Adalet denirdi. Ümmet denirdi. Mazlum denirdi.
Adaletin pasaportu mu var?
Mazlumun kimliği mi soruluyor?
Çocukların dini, mezhebi, milliyeti mi hesap ediliyor?
Eğer bir yerde “12 yaş altinda 165 sabi masum kız çocugu” öldürülmüşse,
bu sayı vicdanı sarsmaya yetmiyor mu?
Yoksa rakam büyüdükçe sessizlik mi büyüyor?
Filistin için günlerce süren yürüyüşler, protestolar boykotlar yapılırken
İran söz konusu olduğunda aynı kalabalıklar neden görünmüyor?
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail politikaları eleştirilirken ölçü neye göre belirleniyor?
Risk hesabına göre mi?
Yoksa alışkanlıklara göre mi?
neden bazı zulümler daha yüksek sesle anılıyor?
Eğer mesele ümmet bilinciyse,
neden sınırlar zihnimizde yeniden çiziliyor?
Eğer mesele insan haklarıysa,
neden filistin de ölen cocuklar öncelikli oluyorvda iran da öldürülen cocuklar için pretosto lar yapilmıyor yas tutulmuyor iran da öldürülenler Türk fars olmasa arap olsa yine mi sessiz kalacaktınız. Bu arap neden seviciliği vicdanın dinin adaletin önüne geçiyor...bazı çocuklar daha neden “öncelikli” görülüyor?
Kur’an, “Adaleti titizlikle ayakta tutun” derken istisna mı koydu?
Peygamber, “Zalime engel olun” buyururken coğrafya mı belirtti? Irk mi soy sop mu belirtti din mi belirtti.
Adalet arap a başka Türk e başka seçici olabilir mi?
Vicdan konjonktüre soya sopa göre yön değiştirebilir mi?
Biz gerçekten ilke için mi ayağa kalkıyoruz, ideoloji için mi?
yoksa alıştığımız başlıklar için mi?
Eğer tepkimiz kimliğe göre değişiyorsa,
orada dava değil tercih vardır.
Ve eğer sessizlik, güçlüye karşı tercih ediliyorsa —
o zaman meydanların kalabalığı değil, suskunluğun ağırlığı konuşur.
Vicdanın coğrafyası olmamalı.
Çünkü zulmün de yoktur.
