Terörsüz Türkiye süreci, toplumsal hassasiyet ve stratejik uyarılar
Türkiye, yaklaşık yarım asırdır farklı biçimlerde yüzleştiği terör tehdidinin sona erdirilmesine yönelik tarihsel bir eşikten geçmektedir. Toplumsal, siyasal ve güvenlik boyutlarıyla çok katmanlı bir mücadeleyi içeren “Terörsüz Türkiye Süreci”, hem ülke içinde hem de bölgesel düzlemde dikkat, özen ve stratejik akıl gerektirmektedir. Bu süreç bir “normalleşme” adımı olarak değil; terörün tüm biçimleriyle tasfiye edilmesini, kamu düzeninin güçlendirilmesini ve Türkiye'nin stratejik bütünlüğünün sağlanmasını hedefleyen kapsamlı bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Ancak bu hedeflere ulaşılabilmesi, kullanılan dilin, atılan adımların ve yürütülen siyasetin toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini gözeten temkinli bir çerçeveye oturtulmasına bağlıdır.
Türkiye’nin 86 milyon vatandaşı, terörle mücadelede yalnızca bir güvenlik nesnesi değil; aynı zamanda sürecin en temel meşruiyet kaynağıdır. Bu nedenle, terörsüz geleceğe dair yürütülen tartışmaların, şehit ailelerini ve gazileri asla incitmeyecek, onların fedakârlıklarını ve toplumsal vicdandaki yerlerini yok saymayacak bir söylemle şekillendirilmesi elzemdir. Bu hassasiyet yalnızca etik bir sorumluluk değil, sürecin toplumsal meşruiyetinin korunması açısından da stratejik bir gerekliliktir. Zira toplumun kalbi incindiği anda terörle mücadele siyaseti de meşruiyet zeminini kaybedebilir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken en kritik hususlardan biri, “Terörsüz Türkiye” söyleminin terör propagandasına dönüşmesine izin verilmemesidir. Sürecin doğası gereği kullanılan barış,........
