menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BABANIN SIRTINDA BİR ÇUVAL ÇUVALIN İÇİNDE BİR EVLAT

50 0
15.06.2026

Aklımdan hiç çıkmadı o baba ve onun yürek burkan hikâyesi… Gelip takıldı yine aklıma bir Babalar Günü’nde. 

Ülkemin doğusunda bir şehir ve şehrin kar dağlarının yol vermediği bir ilçesi, bu kar dağlarının yol vermediği ilçenin evleri yoklukla sıvanmış, yüzleri acıyla kat kat olmuş bir köyü ve o köyün her şeyden mahrum mezrasında yaşandı bu vahim olay.

21.yy.ın “dünyasına” hüzün, şerh koydu orada. Kim gitti onların “dün yasına” hesap edemedim. Geride kalan bütün coğrafyanın “dünyasına” konuktu zevk û sefa. Sayamadım gözyaşlarımı, kurutamadım kirpiklerimi.

Elleri çalışmaktan nasır tutmuş, gözlerinde çapaklar tan vakti otağ kurmuş bir aile yaşardı bu mezrada; herkesten habersiz, çaresiz, kaderine mahkûm, kederine meftun, kimsesiz… Ve bir o kadar da kapalıydılar cümle âleme. Kaderleri yaşadıkları coğrafyaya ne kadar da benziyordu? Kar yağınca yollar kapanıyor ve onlar unutuluyor bahara kadar. Yollar kapansa da orada birileri yaşıyor, hem de bizden birileri…

Yokluğun ceplerine örümcek ağı kurduğu bu ailenin Muharrem’i vardı belki de tek neşe kaynağı. Kader illaki oradan vuracak babayı anayı, oradan kanatacak şah damarı.

Yüksek ateşi vardı Muharrem’in, ambulans gelemiyordu kardan dolayı. 3 gün beklediler ama ateşi düşmedi Muharrem’in. Ne gelen oldu ne arayan ne de soran! Oysa herkes haberdar edilmişti. Etkisiz yetkililer biliyordu vaziyeti. Bir can için bütün vilayet seferber olurdu. Bir can için bütün ülke ayağa kalkardı. O günün şartlarında olmadı işte!

Bir insanlık sınavından daha mağlup ayrıldık. Muharrem 3 yaşındaydı, dayanamadı yüksek ateşe ve öldü. Zatışerifler ya da âliler,........

© Günışığı Gazetesi