AKP İktidarında Çeyrek Yüzyıl
AKP iktidarının çeyrek yüzyıla yaklaşan serüvenini yalnızca Türkiye'nin iç siyasetindeki gelişmeler üzerinden değerlendirmek, büyük resmin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak olur. Çünkü bu iktidarın şekillendiği dönem, aynı zamanda Ortadoğu'nun sınırlarının, ittifaklarının ve siyasal dengelerinin yeniden kurulmaya başlandığı bir döneme rastlıyor.
1990'da başlayan Körfez Savaşı bu bakımdan önemli bir dönüm noktasıydı. Sovyetler Birliği'nin çözülüş sürecinin hemen ardından ABD'nin Irak'a askeri müdahalede bulunması, yalnızca Saddam Hüseyin yönetiminin değil, bütün Ortadoğu'nun geleceğini etkileyecek bir dönemi başlattı. Sovyetler Birliği'nin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte, Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünyası da sona ermişti. Artık ABD'nin karşısında bölgesel dengeleri belirleyebilecek ikinci bir küresel güç bulunmuyordu.
Ardından gelen yıllarda “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında bölgenin siyasal ve ekonomik yapısının yeniden düzenlenmesi gündeme geldi. Sınırların değişmesi, yeni siyasal yapıların ortaya çıkması ve etnik ya da mezhepsel kimliklerin siyasal projelerin temel unsurlarından biri haline gelmesi, bugün yaşadığımız gelişmelerin arka planını oluşturdu.
Bu nedenle, son dönemde Türkiye'de tartışmaya açılan “Türk, Kürt ve Arap” üçlüsünü esas alan yeni bir “millet” tanımının, bölgede ortaya çıkan yeni siyasal yapılanmalarla herhangi bir ilişkisi olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Elbette bu tür bağlantıları kesinleşmiş bir projenin parçaları gibi sunmak kolaycılık olur. Ancak Ortadoğu'daki gelişmelerin birbirinden bağımsız rastlantıların toplamı olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçekçi görünmüyor.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi'nin Ortadoğu'da Batı tipi demokrasilerin başarısız olacağına ilişkin değerlendirmeleri ve bunun yerine “hayırsever monarşi” olarak tanımlanan yönetim biçimlerini olumlayan yaklaşımı da bu çerçevede dikkat çekici. Batı demokrasisinin bölge toplumlarına uygun olmadığı düşüncesinin giderek daha açık biçimde ifade edilmesi, Ortadoğu'nun geleceği konusunda nasıl bir siyasal model tasarlandığı sorusunu ister istemez gündeme getiriyor.
MEKKE ANLAŞMASI, YENİ ARAYIŞIN BİR PARÇASI
Türkiye'nin dış politika tercihlerinde yaşanan değişim de bu gelişmelerden bağımsız değil.
Bir dönem Avrupa Birliği üyeliğini stratejik hedef olarak gören Türkiye'nin, son yıllarda AB'yi ikinci plana iterek yönünü Ortadoğu'ya, Körfez ülkelerine ve İslam dünyasının diğer önemli aktörlerine çevirdiği görülüyor. Suudi Arabistan ve Pakistan'la yapılan Mekke Anlaşması da bu yeni arayışın bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Burada asıl önemli olan, iktidarın bu değişen bölgesel dengelerden Türkiye'nin iç siyasetinde yararlanmak amacıyla yeni bir strateji geliştirip geliştirmediğidir.
Çünkü Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik tablo, artık........
