menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DÜŞÜNCENİN KIYAMETİ; FELSEFENİN ÖLÜMÜ, HİKMETİN DİRİLİŞİ

7 0
04.06.2026

Felsefe neye yarar? Böyle sormuştuk yazılarımızdan birinde. Ve bir cevap sunmuş idik: Sanat da edebiyat da felsefe de psikoloji de tam da insan için, insan merkezli olmalı. Onun için edebi yâd etmeyen, yaşamın içinde karşılaştığı durumda insanca bir yaklaşımı sergileyemeyen edebiyatın; toplumdan bihaber, acılara fildişi kulelerden bakan bakış acısı bir sosyolojinin, hikmetten ve insandan uzak bir felsefenin, insanın acılarını anlamayan bir psikolojinin, aşkın olan ile irtibatı olmayan bir sanatın kıymetiharbiyesi olmayacaktır, diye yazmış idik. Evet, bir yönüyle bilginin sevgisi olarak tarif edilen ve bu yönüyle bilgiyle temas biçimi olarak bilgiyi sevmeyi salık veren felsefe (philo/sophia), bilgeliği ortaya koyarken bir başka yönüyle de esasen sevginin bilgisini, insanın insanla temasını, ünsiyetini ve dolayısıyla insanı insana şifa kılacak, insanı yok edici unsurlardan koruyarak var oluşuna, mevcudiyetinin vecdine ulaştıracak yaklaşımı ortaya koymalıdır. 

Yazımıza böyle bir girizgahla başlamamızın sebebi; genelde bilginin özelde de felsefenin, insana ne yaptığı dahası modern bilgi karşısında insanın durumuna dair bir çözüm önerisi olarak gördüğümüz, Ali Sait SADIKOĞLU’nun “Düşüncenin Kıyameti” üst başlığıyla çıkan “Felsefenin Ölümü” ve “Hikmetin Dirilişi” kitaplarını yazımıza konu edecek oluşumuzdur. Evet felsefenin ölümü gerçekleşmiştir, bu “Düşüncenin Kıyameti”dir. Ancak düşüncenin “bu” dünyasına bağlı kalan felsefenin ölümü, düşüncenin kıyam/ına ya da kıyametin asıl anlamına uygun bir şekilde yeniden dirilişine yol açacak olan “Hikmetin Dirilişi”ne yol bulabilmelidir. İsterseniz sözü daha fazla uzatmadan yazımızı kitaplardan alıntılara bırakırken her zamanki gibi bir yazı kapsamında ancak işaret edebildiğimiz hazine olan kitapları meraklısına tavsiye ederek bitirelim. 

“Var-oluş ya da varma insanın yükselerek aşkın Varlık'a yaklaşması ve onun civarında mesken tutmasıdır... Felsefenin ölümü mevcudiyet metafiziğine bağlı olarak aşkınlığın boşa çıkarılması ile yakından ilgilidir. Batı felsefesindeki nihilizm aşkınlığın boşa çıkmasının tarihidir... Aşkınlık ve yükseklikte, Varlık'a vararak yeryüzündeki bütün mülkün sahibinin O olduğunu kesin olarak idrak etme içinde insanın kendisine ait hiçbir şeyi kalmaz. Aşkınlık ve yükseklik, idrak olarak insanın var-oluşunda yoksulluğu idrak etmesini varsayar. Yoksulluk eğer var-oluşta idrak edilmişse, onun diğer bütün şeylere yansımaması mümkün değildir..."

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

“Mutlak iyilik, ezeli ve ebedi “O”yu anlayarak, ezeli ve ebedi “Sen'in tezahürünü görmeyi, başkası karşısında hayâ üzere durmayı sağlayacak mutmaine kalbin hâlidir. Yeryüzü nimetleri beni mutlak iyiliğe götürmeye yetmez; mutlak iyilik, ruhta bir hâlin kazanılması olarak “ben”in kendi üzerinde işlenen, inşa edilmiş ibadettir. Ama ibadet ne demektir? İbadet sürekli olarak kalbimdeki “bu” dünyasına ait ilgilerin soğutulması ya da ikincil hâle getirilmesi için gerekli faaliyettir. İnsan olarak şahsiyete sahip olmamın anlamı, yani kalbin kendisi -ki o kesinlikle bedende bir organ değildir- şeylere bağımlı bağlantısını kırmadan ve onlar üzerinde edinilmiş emir verme arzusunu aşmadan var-oluş alanıma gelmez... 

Nefs-i emmareden soyutlanmak mutmaine kalbe ulaşmaya kadar uzanır; soyutlanma benim sorumluluğumdur. Sorumluluk önce kendimde dünyada kaybolmuş kalbe karşı başlar: Kalp bu dünya karmaşası içinde kaybolmuştur ve onun sızısı çeşitli yaşantılarda kendini duyurmaktadır Onun sızısı belirli bahanelere bürünür; herhangi bir duruma özlem olarak sızlamaya devam eder. Kalbin karmaşası huzursuzluğu ve tatminsizliği dünyevi olana batmış modern birey için normalleşmiş bir kaygıdır. Modern Psikolojinin çeşitli derecelerde kendini açan kaygıyı önlemek için bütün yatırımı bedendeki organların gevşetilmesi üzerine olunca insanın kendisiyle ilgili sorumluluğu dışta bırakılır. Nefs sadece insanın kendi içinde, kendisi ile ilişkide sorumluluğunu duyabileceği varoluşudur. Her dışsal müdahale bakışları içeriden dışa çekeceğinden sorumluluktan kaçmak mümkün olur. Ancak nefsin sorumluluğu duyulunca dışarısı ile iletişim içeriye yönelik hakiki çıkış imkanını bulabilir. Hakikatından uzaklaşmış bir nefs sadece bağımlılık tarzında kendine dıştaki şeylere bağlar. " 

(Düşüncenin Kıyameti-1, Felsefenin Ölümü)

"Dinin insanı yüceliğe sevk eden dikey boyuttaki........

© Gazete İpekyol