ŞEHRİN HAFIZASI YOLLARDA MI?
Son günlerde memleketimizde yaşanan bir şantiye kazası ve ardından çöken yol, ilk bakışta günlük hayatı aksatan teknik bir aksaklık gibi görülebilir. Pek çoğumuz için konu, alternatif güzergâhlarda kaybedilen dakikalardan ibaret kaldı. Oysa bazı olaylar vardır ki; bize sadece çöken toprağı değil, zemininde durduğumuz zihniyeti de gösterir.
Hem inşaat yüksek mühendisi ve geoteknik uzmanı hem Çevre Mühendisi Hem de Sosyolog olarak sahada bizzat bulunan bir isim olan M. Uğur Ülgen, kaleme aldığı yazıda meseleyi münferit bir kazanın ötesine taşıyor. Binalarımız yükselirken anlayışımızın neden geride kaldığını, kâğıt üzerindeki kusursuz denetimlerin sahada nasıl bir "ritüalizme" dönüştüğünü ve en önemlisi bir şehrin asıl nereden çözülmeye başladığını anlatıyor.
"Toprak hatır gönül bilmez" diyerek hepimizi derin bir öz eleştiriye davet eden bu kıymetli değerlendirmeyi, hiçbir noktasına dokunmadan siz değerli okurlarımızın takdirine sunuyorum:
Bir Şehir Önce Nereden Çöker?
Geçtiğimiz günlerde memleketimizde bir inşaat kazısında meydana gelen toprak kayması nedeniyle yol çöktü. Parselin çevresindeki yollar güvenlik gerekçesiyle ulaşıma kapatıldı. Uzun süredir kapalı olan yollar yüzünden pek çok insan alternatif güzergâhlara yönelmek ve trafikte daha fazla zaman geçirmek zorunda kalıyor.
Ancak yaşananları yalnızca bu parsele özgü, münferit bir olay olarak görmek doğru olmaz. Bugün şehrin çeşitli noktalarında derin temel kazısı bulunan pek çok inşaatın çevresinde, sonuçları bu olay kadar ağır olmasa da benzer aksaklıklarla karşılaşıyoruz. Yolların daraltılması, ulaşımın aksaması, güvenlik tedbirlerinin yetersiz kalması ve kamu alanlarının risk altında bırakılması artık yabancısı olduğumuz manzaralar değil.
Her kazıda yol çökmüyor; her tedbirsizlik böylesine görünür bir sonuç doğurmuyor. Fakat sorunların farklı şantiyelerde tekrar etmesi, karşımızda tekil bir uygulama hatasından daha büyük, sistemsel bir mesele bulunduğunu gösteriyor.
Bir süre sonra yollar açılacak, hayat kaldığı yerden devam edecek ve bu sıkıntıyı da unutacağız. Oysa göçen bir yol parçasının ötesinde konuşmamız gereken daha büyük bir mesele var.
Bir inşaat yüksek mühendisi ve geoteknik uzmanı, aynı zamanda müteahhitlik yapan bir şirketin yöneticisi olarak olayın teknik tarafında incelenmesi gereken pek çok başlık bulunduğunu biliyorum: zemin özellikleri, kazı derinliği, çevreyle etkileşim, iksasız sürdürülen kazı, denetim ve iş güvenliği…
Ancak bütün teknik ve idari ayrıntıları bilmeden herhangi bir kişi veya kurum hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir. Bu yazının amacı bir suçlu ilan etmek değil; bu tür olayları mümkün hâle getiren düşünce ve uygulama biçimlerini tartışmaktır.
Çünkü teknik problemler çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz. Öncesinde ertelenen tedbirler, küçümsenen riskler, maliyet hesaplarına kurban edilen ayrıntılar, görmezden gelinen uyarılar ve “Bir şey olmaz, şimdiye kadar problem olmadı,” anlayışı vardır.
Şehir büyüdü, anlayışımız da büyüdü mü?
Şanlıurfa geçmişte daha mütevazı yapıların bulunduğu bir şehirdi. Yapı yükseklikleri, kazı derinlikleri ve projelerin ekonomik büyüklükleri bugünkü seviyelerde değildi. Daha küçük yapılardaki bazı kusurlar uzun süre kendini göstermeyebilir; bu, yapının kusursuz değil, belki de henüz sınanmamış olduğunu gösterir.
Zamanla nüfus arttı, şehir genişledi, arsalar değerlendi. Daha önce tercih edilmeyen........
