İRAN'A DEMOKRASİYİ ABD Mİ GETİRECEK?
Nasıl bir çağa denk geldik, şu ahir ömrümüzde daha nelere şahit olacağız artık tahmin edemiyorum.
Bir ülkenin iç işlerine, ülkelerin bağımsızlığına tahammül edilemeyecek derecede bir kibirlilik ve şımarıklıkla müdahale edecek kadar haydutlaşan ABD ile soykırımcı İsrail'in, İran'a yaptığı ve birinci haftası dolmak üzere olan bombardımanlarının, yeni bir dünya savaşına evrilip evrilemeyeceğini mi?
17 yaşında öğrenci kimliğinde bir saldırganın 2 öğretmeni ve 15 yaşında bir çocuğu bıçaklamasının bu ülkedeki güvenlik meselesini, eğitim sisteminin durumunu bir kez daha sorgulanır hale getirmesini mi?
Yoksa zaten yüksek olan enflasyonun ve hayat pahalılığının, İran'daki savaş ile birlikte petrol ve enerji maliyetini daha da yükselteceğini görerek, ufukta bizi bekleyen çok daha zor günleri mi?
Yüreğimizi yakan, öğretmenimizin katledilmesinden başlayalım tabii ki…
Bir zamanlar öğretmenini görünce ceketini ilikleyen çocuklardan, okulu basıp öğretmenini bıçaklayan bir zamana nasıl savrulduk.
44 yaşında, 5. sınıfa giden ve bir evladı olan Fatma Nur öğretmeni kaybettik.
Öğretmen Fatma Nur Çelik'in katledilmesi, çocukları suça sürükleyen, okulları güvensiz hale getiren bu düzeni her acı olayda olduğu gibi yine gözümüze gözümüze sokuyor.
Kısacası hiçbirimiz güvende değiliz.
Evlerimiz güvenli değil, her depremde binlerce insanımızı kaybediyoruz.
Okullarımız güvenli değil, elini kolunu sallayan öğretmen, müdür, katledebiliyor.
Hastaneler güvenli değil, doktorlarımız sağlık çalışanları şiddete maruz kalıyor hatta öldürülüyor.
Kadınlar için yaşam güvenli değil. Her gün yeni bir kadın cinayeti yaşanıyor.
Yollar güvenli değil. Güvenli olmadığı için acayip trafik cezaları ile karşı karşıyayız.
Sokaklar güvenli değil. Gençlerimiz köşe başlarında zehir tacirlerinin kıskacında.
Ne olduk biz böyle. Ne hale geldik?
Bu ülke insanları bunları hak etmiyor!
Üniversite yıllarından İranlı bir arkadaşım sosyal medya hesabımda, ABD ve soykırımcı İsrail'in İran'a olan saldırısına tepki göstermeme fena halde içerlemiş olacak ki beni ve benim gibi düşünenleri İran'daki molları desteklemekle suçladı geçen gün.
Diyor ki; "Kimse Amerika veya İsrail'den demokrasi bekleyecek kadar ahmak değil. Demokrasiyi biz kendimiz inşa edeceğiz ancak önce bu katillerden kurtulmamız gerekiyor ve bu kurtuluş için şeytanla yatağa girmemiz gerekiyorsa gireriz."
Sizi bilmem ama ben bu sözleri karşısında büyük bir şok yaşadım. Bir ülkenin aydını diyebileceğim bu üniversite arkadaşım, tıpkı Suriye'deki, tıpkı Irak'taki aydınlar gibi ülkelerini ABD ve İsrail'e teslim etmeye, param parça etmelerine sırf, "Mollalar gitsin" diye destek verebilecek hale gelebilmiş.
O ülkelerdeki aydınlar şimdi ülkelerinin parçalanmış halini görüp pişmanlık duyuyorlar mı bilmem ama İran'da rejim karşıtı aydınları büyük bir sınav bekliyor.
Tabii ki bu görüşteki İranlılar, ülkenin tamamını kapsamıyor. Benim diyeceklerim, ABD ve İsrail'den sözde 'demokrasi' bekleyenlere…
Demokrasi bombalarla gelmiyor, hiçbir yere gelmedi.
Küresel haydutlar bu laflarla yıllardır dünya halklarını özellikle Ortadoğu'yu, Afganistan'ı, Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı kan gölüne çevirdiler.
Bunların bu argümanlarına destek vermek, bizi demokrat yapmaz.
Olayın formülü şudur efendim:
Ya sağlam bir duruşunuz olur. Ülkenize yönelik bu saldırıya tüm gücünüzle, onurunuzla karşı koyarsanız. Ya da kullanışlı bir aparat olursunuz.
İran’da rejimin kendi halkına günahlarını ABD emperyalizminin siyonizmin gölgesinde konuşmanın bir anlamı yok. Çünkü bu, gayrimeşru savaşı meşrulaştırmaktan başka bir işe yapamıyor.
Ben ve benim gibi düşünenler İran'ın mevcut rejimini tabi ki desteklemiyor. Mollaları normal koşullarda aklı başında olan herkes eleştiriyor. Çünkü hiçbirimiz aptal değiliz. Herkes İran'da yıllardır yaşananları görüyor.
Bugün ise gündem çok basit ve anlaşılır!
Pedofili bataklığındaki Epstein ile soykırımcı rejimin sadece İran’a değil, bütün bir bölgeye dayattığı savaştan söz ediyoruz.
Ve bu; yalanlarla yürütülen ve başlatılan bir savaş.
