We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Lümpenliğin altın devrinde, asgari edep beklentisi üzerine...

152 230 87
27.07.2021

İstanbul'da ev dışındaki hayatla neredeyse tek bağım, her gün yapmaya çalıştığım şehir yürüyüşü. Muhafazakâr olduğumdan hep aynı yerlerde yürüyorum! Yarısı tutucu, diğer yarısı o kadar da tutucu olmayan muhitler. Hepsinin ayrı bir çekiciliği var, Kadıköy'ün de, Üsküdar'ın da, Eyüp ve Taşlıtarla sokaklarının da. Evdeyken okuduğum ve beni çileden çıkaran, başıma ağrılar girmesine neden olan bir haberi, yürürken daha sakin karşıladığımı fark ediyorum. Sosyal medya hesabım yok, ancak aile efradı için açtığım 'yumurta kafalı' Twitter hesabına giderek daha sık bakmaya başladım. Örneğin geçen yıla dek yalnızca hangi konuların 'en popüler' olduğuna ve yazılanlara bir beş dakika bakıp kapatırken, salgınla birlikte sıklıkla kullanır oldum. İki gün ilgilenmesem de, üçüncü gün iki-üç saat geçiriyorum. Eğer canım çok sıkılırsa yine bir gün ara veriyorum! Yalan olmasın, pek çok şeyden bu sayede haberdar olmaya başladım aslında.

Çok ilginç, yararlı, gerekli ve aynı zamanda bezdirici bir mecra, pek çok bakımdan. Tam bu satırda, sosyal medya ile ilgili şu garip yorumları yaparken, bir rahmetli hocamızın futbolla ilgili sözleri geldi aklıma, tek satırla anlatmazsam içimde kalır! Dünya üçüncüsü olduğumuz yıl Türkiye'nin maçlarından birkaçını Mülkiye'de hep birlikte seyretmiştik. O hocamız ilk kez başından sonuna bir futbol maçı seyrediyormuş. Devre arasında kalelerin değiştiğini fark edince, yanındakine eğilip “Usulden midir?” diye sormuştu. Nur içinde yatsın.

Mesleki deformasyon diye bir şey var hakikaten, giderek daha fazla hissediyorum bunu. Yürürken, okuduklarımdan ne kaldıysa aklımda onları bir kez daha evirip çeviriyorum zihnimde ve yolda karşılaştığım insanları düşünerek yapıyorum bunu. Ne kadar çok insan ve ne kadar çok 'düşünce', 'kaygı', 'özlem' var sokaklarda. Yalnızca yürüdüğüm an ve mekânlarla sınırlı olmasına karşın, ne büyük bir çeşitlilik. Sokak bir yanıyla hiç sosyal medyaya benzemiyor, diğer yandan karşılaştığınız bir tavır, iki gün önce okuduğunuz bir saçmalığı hatırlatabiliyor.

Binlerce insandan her birinin her fırsatta twit atıp herhangi bir konuda yorum yaptığını, sonra yaşamını kaldığı yerden sürdürdüğünü, birinin kaldırım kenarındaki kahvede, diyelim az önce Duvar'ı okuyup yazılanlarla ilgili çok kızgın bir şeyler çiziktirdikten sonra kahvesini içmeye devam ettiğini düşünüyorum. Siyasetin zorluklarını ve imkanlarını, anayasaların yapım süreçlerini, yurttaş için anayasaların ne anlama geldiğini... Tilkinin kırk hikâyesi varmış kırkı da tavuk üzerine, yapacak bir şey yok belli ki!

Nedir acep onca farklı insana ulaşmanın en doğru yolu? Her birinin bazı konularda ortaklık kurması nasıl oldu, olabildi? Bir konuyu, kime, hangi araçlarla anlatmalı? Kadıköy'de çok sevdiğim bir-iki büfe var. Biri pilav üstü tavuğu, diğeri sosisliyi ve karışık tostu iyi yapıyor. Bir “Cankatan” olmasalar da fena değiller! Hepsinin çalışanları birbirinden efendi. Siyasi bir konuda tartışsak, çok iyi anlaşabiliriz ya da benden hiç hazzetmeyebilirler, ancak hâlihazırdaki ilişkimizin sınırları içinde birbirimizden çok hoşnutuz. Harika tost yapan arkadaşımız, muhtemelen 'güçler ayrılığı' ifadesini yaşamı boyunca bir kez bile sarf etmemiştir ki, ne gereği var. Buna mukabil iyi bir yaşam hayal ettiğini, çoluk çocuğunu okutmak ve insanca sağlık hizmeti almak istediğini tahmin edebilirim. Ancak hiçbirine sahip değil ve ona, düşlediklerine ancak başka bir siyasal düzende sahip olabileceği anlatılmadı, anlatılamadı, anlatılamıyor. Sabahtan akşama dek bıkıp usanmadan 'halk' diyebiliriz, ancak halkın bundan haberi olmadığında faydası yok.

Çok zor, çok zahmetli, çok emek gerektiren, çok mücadele isteyen, “Oduna kömüre........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play