We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Biraz 'Ankaralaşmak' iyi bir şey olabilir aslında!

117 45 0
15.06.2021

Herhangi bir yazıda Ankara ve Ankaralılık ile bir yoruma rastladığımda, o satırlara dikkat kesiliyorum ve yazının geri kalanını ve hatta yazının o satıra kadar olan kısmını, ister istemez yazarın Ankara ile ilgili değerlendirmesini de göz önünde bulundurarak okuyorum. Bu ruh hali biraz duygusallıktan kaynaklanıyorsa, biraz da ideolojik konumlanma ile şehre bakış arasında güçlü bir bağ olduğunu düşünmekle ilgili.

Zamanında 'Behzat Ç' ile ilgili bir iki yazı kaleme almıştım ve yazıyı okuyan bir meslektaşım, müstehzi bir ifadeyle “Ezikler için yazmışsın,” demişti. Hafızam anlatamayacağım ölçüde berbattır, ancak can sıkıcı bulduğum bazı sözleri kolay unutmuyorum demek ki! Kabul etmek gerekir, bu yaygın bir kanı. Ankara sevgisinin 'ezik' bir duygu olduğu iddiasına, genellikle küçümser bir üslup eşlik eder. Bir ara dillere pelesenk olan şu 'ezik' sözcüğünü günahım kadar sevmediğimi de söyleyeyim yeri gelmişken. Buna mukabil, Ankara'yı yerenler ve bunu genellikle İstanbul karşılaştırması üzerinden yapanların düşünme biçimini yansıtması bakımından yerinde/anlamlı bir tercih. Çekingen, mütereddit, ürkek, özgüvensiz gibi çağrışımları var. Fakat, sözcüğün düz anlamına bakacaksak eğer, ezik olmak için herhalde birileri ya da bir şeyler tarafından 'ezilmiş' olmak ya da öyle hissetmek gerekiyor. 'Ezik' tespitinde, ezenin yanında saf tutan bir tavır var gibi, adı konulmasa da.

Bu yazı, “Ankara şöyle güzeldir, böyle güzeldir,” yazısı olmadığı gibi, iki şehrin niteliklerini karşılaştırmayı da hedeflemiyor. Bunu daha sonra deneyeceğim. Hemen her zaman İstanbul'dan bakıp Ankara için yapılan yorumlar, yalnızca İstanbul'un tarihi-doğal güzelliklerinden değil, yorumlayanın siyasi tercihinden de kaynaklanıyor. Haliyle, bir yanda 'duygusallık ve alışkanlıklar,' diğer yanda 'belirgin bir siyasi konumlanma' söz konusu. Bir de, temeli çürük önyargılar.

İlki, 'duygusallık ve alışkanlıklar' faslı için fazla bir şey söylemeye gerek yok sanırım. Bir yerde doğup büyümek, orada çok zaman geçirmek, insanı bağı bahçesi ve kaldırımıyla muhabbet kurmak bağlılık ve sevgiyi çoğaltıyor. Kuşkusuz o muhabbet bazen nefrete de neden olabilir ki, o da eninde sonunda kurulan bağın yoğunluğuyla ilgili. Yıllar önce Hacettepe'den Tokat'a gidip tıp fakültesinde çalışan ve yaşça benden büyük bir tanışımın çocuğu orada doğmuştu. Üç dört yaşında Fransa'ya, ABD'ye tatile giden, Disneyland'de oynayan çocuk, yurt dışındayken sürekli Tokat'ı çok özlediğini ve en çok Tokat'ı beğendiğini söylüyormuş. Paris'teyken. Ben İstanbul'da doğup 18 yaşında Ankara'ya gittim ve hep iki şehirli oldum. İkisini farklı gerekçelerle seviyorum ve İstanbul'dan Ankara'ya bakıp ıvır zıvır sözler sarf edenleri antipatik buluşumun bir nedeni, bu deneyim. 'Duygusallık ve alışkanlıklar' konusunda, belki de şu 'karşılaştırma' eylemi üzerinde biraz daha düşünülmeli. 'Karşılaştırma' isteği, karşılaştırılanların, aslında 'karşılaştırılamayacak' niteliklerini görmezden gelme ihtimalini barındırır. Konu eğer iki şehir ise, o şehirler, özgül yanlarını hesaba katmadan nasıl ele alınabilir;........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play