We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Devlet organı olarak mafya

304 346 113
13.05.2021

Devletin makbul ve menfur suçluları çarşı pazarı karıştıracak şekilde birbirine girince, 12 Eylül döneminden bir karikatür geldi aklıma, onu anlatacağım bu yazıda. Be adam her meseleyi 12 Eylül’e bağlamasan olmaz mı diyeceksiniz, hakkınız var ama bu mesele de dönüp dolaşıp bağlanıyor işte, üstelik benden önce Hakkı Özdal ve Ümit Kıvanç, benden güzel anlattı mafya-devlet bağına ilişkin bu tekerrürü, okumayan varsa kaçırmasın bence.

Karikatüre gelelim:

12 Eylül darbesinden sonra bir dönem “mafya operasyonu” yapılmıştı. Generaller, “yeraltı dünyası”nı da emir komutaya bağlama niyetine girmiş, Kürt Ahmet, Dündar Kılıç gibi namlı figürler hapse atılmıştı. O zaman da tıpkı bugünkü gibi mafya diye bir şey olmadığı, varsa da bittiği, bitmediyse de artık biteceği ilan ediliyordu her gün. Karikatürcüler de yalancı çobana kim inanır meselini bildiği için, olan biteni bir çizimde şöyle özetlemişlerdi: İşte, bir yüksek bürokrat, “Bu işi en kısa sürede bitirmek, bunları temizlemek lazım” gibilerinden laflar ediyor. Bürokratımızın masasının önünde elinde tespihi, yumurta topuk ayakkabısı, belinde tabancası ile oturmuş bir zatı naşerif, karşısındaki bürokratın teklifine şöyle cevap veriyordu: “Parasında anlaşırsak niye olmasın?”

Karikatür, “temizlik” denilen şeyin aslında bir nöbet değişikliği, bir münavebe ya da becayiş olduğu bilgisine yaslanıyor esasen. Mafyayı temizlemek isteyen, makbul mafya-menfur mafya ayrımına bakmaz. Mafyanın temizlenmesi için gerekli ilk şart olan mafyöz ilişkilerin palazlanacağı iklimi temizler her şeyden önce. Elbette bunun için öncelikle temizliği yapacak otoritenin, kendi ilan ettiği hukuka kendi bağlılığı şartı gelir. Yani mafya iklimi, hukuksuzluğu esas almış yönetimin yol açtığı iklimdir birinci olarak; ama ikincisi de var bunun: O sadece bir iklimi üretmekle kalmaz, o iklimde yaşayacak unsurları bizzat örgütler, olmadı üretir. “Gayri nizami” devlet güçleridir en özetle bunlar.

Nitekim generallerin temizliği, kendi hukuksuzluklarına bağlı olmayanları ortadan kaldırıp bağlı olanların önünü açma yöntemine dayanıyordu. O günlerde en ünlü mafyalar Sarı Avni, Oflu Osman, Kürt İdris, Kürt Ahmet, İnci Baba filan gibi isimlerdi ama bir başka “mafya” hızla güçleniyor, sadece güvenlik ve medya profesyonelleri değil, sokaktaki vatandaş da her fırsatta adını anıyordu: Ülkücü Mafya. Alaattin Çakıcı, Nurullah Tevfik Ağansoy, Abdullah Çatlı gibi isimler kağıt üzerinde suçlu ve firari, idari planda ise serbest ve iş başındaydı.

Elbette “Ülkücü mafya” sadece ülkücülerden oluşuyor değildi, mafyatik işlere yönelenlerin “ülkücüleşmesi” de söz konusuydu; mesela Sedat Peker organik olarak “ülkücü” değilse bile ideolojik olarak herhangi bir ülkücüden farklı da değildir. Susurluk denilen şey, generallerin başlattığı “mafya temizliği” işinin aslında bir kadro ve yapılanma değişikliğinden ibaret olduğunun ortaya saçılmasından ibaretti; karikatürde mafya temizleme işini alanlardı onlar yani.

Bugün de bilindiği gibi Süleyman Demirel, “Devlet bazen rutin dışına çıkar” derken, devletin “mafya ihtiyacı”nı anlatıyordu; aynı geleneğin bir başka ifadesini Susurluk günlerinde oluşan kamuoyu baskısına dayanamayarak İçişleri........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play