Herkese test yapılsın
Güne yine bir uyuşturucu operasyonu ile uyandık.
Yine birçok bilindik isim.
Eski kulüp başkanları, iş dünyasından isimler, veliahtlar.
Her güne “Bugün acaba kimleri alacaklar” diye başlıyoruz.
Testler yapılıyor, kimileri tutuklanıyor, kimileri serbest kalıyor.
Haftalar sonra test sonuçları açıklanıyor.
Kimi negatif kimi pozitif çıkıyor.
Ama kimse kimin pozitif ya da negatif çıktığını hatırlamıyor. Akılda kalan gözaltılar, tutuklamalar oluyor.
Kimin kokain, kimin ot kullandığı da kimsenin umuru olmuyor.
En ilgiyle izleyen bile negatif ya da pozitif ayrımı ile yetiniyor.
Bence bu işi bir Çin işkencesine çevirmesinler.
İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde adı bilinen, ünlü, meşhur kim var ise, spor kulüplerinin eski ve yeni tüm başkanlarını, iş dünyasının tamamını, iş adamlarını, iş kadınlarını, üst düzey tüm yöneticileri, hatta daha da ileri gidelim tüm siyasetçileri herkesi bir uyuşturucu testine tabi tutsunlar.
Kimse “Şu niye yok da bu niye var” demesin.
Herkes bir testten geçsin.
Madem uyuşturucu ile bu yolla mücadele ediliyor.
Herkese bir test yapılsın.
İş bir kere de bitsin.
Suriye nire, İran nire
Türkiye’nin bölgemizdeki savaş ile ilgili tutumuna ve izlediği politikaya gerçekten inanamıyorum.
Yanlış anlamayın, olumsuz anlamda değil olumlu anlamda.
Suriye ve Mısır meselelerinde o kadar yanlış bir politika oluşturan AK Parti iktidarı, bu kez nasıl oluyor da bu kadar doğru bir politika izliyor.
Bir yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 yılda oluşturduğu bağlantılar ağını doğru kullanmak.
Diğer yandan katı bir İslamcılığın içine düşmeden rasyonel gerekçelerle İran’ı kollamak.
İran’ı kollarken aşırı güçlenmiş ve bölgesel gücünü arttırmış bir İran’ın yaratacağı tehlikeyi görüp bilerek dengeli bir destek vermek.
İran’ın yaratabileceği uzun vadeli tehlikeyi gördüğü, bildiği halde, Suudilerin peşine takılıp sert bir mezhepçi yaklaşıma savrulmamak.
Amerika’yı durdurmak için sert açıklamalar yerine arabulucu rolünü sürdürebilecek dengeli bir politika izlemek.
Açıkçası ateşe bu kadar yakın olup, bu kadar sakin kalmak, sükuneti bu denli koruyabilmek çok ama çok önemli.
Türkiye Suriye’de kendini sorunun bir parçası haline getirmişti.
İran-İsrail-ABD savaşında ise çözümün en önemli parçalarından biri haline geliyor.
Geriye tek bir sorun kalıyor.
ABD Büyükelçisi’nin bölgenin geleceğine ilişkin planları, fikirleri, kendince çizdiği haritaları, öngördüğü siyasi sistemler.
Bunlar Türkiye açısından kabul edilebilir değil ve Türkiye’nin bölgedeki dengesini bozmaya yönelik gibi görünüyor.
Şu anda dış politikamızdaki tek eksik Barrack’a haddinin bildirilmesi.
Bu da yapıldığı anda çok önemli bir güven oluşturulmuş olacak.
Tabii bir de “açılım süreci” var ama orada da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesafeli duruşunun nedenini bugün daha iyi görüyoruz.
Gazetecilik, yargı ve linç
“Gazetecilerle ve basın özgürlüğü ile ne alakası var” denilerek çıkarılan bir yasanın, gazetecilere karşı kullanılış biçimi gerçekten kaygı verici.
Basın özgürlüğü alanında dünya çapında bir gerileme olduğunu fark etmeyecek kadar kör değiliz.
20. yüzyılın savaş dönemleri ve diktatörlük denemeleri dışındaki basın özgürlüğü kriterleri bugün her yerde kamu otoritesi ya da güç odakları lehine kısıtlanıyor.
Çin, Rusya, İran, Arap krallıkları, eski Sovyet........
