İmamoğlu’nun duygular üzerinden okuduğu siyaset ve işaret ettiği dönüm noktası
Ekrem İmamoğlu’nun dört gün süren savunmasını, zengin içeriği ve derinliği açısından bir ‘manifesto’ olarak tanımlayanlar oldu. Duruşma salonunda olanlar İmamoğlu’nun memleket meselelerini ifade edişindeki doğallığı överken; siyasal diriliğini koruduğunu ve liderliğini bu savunma ile perçinlediğini söyleyenler de oldu.
Uzun tutukluluğun kısıtları içinde hazırladığı, kavramsal ve tarihsel karşılaştırmalar içeren savunmasındaki sahici tonu, Kürt meselesindeki zihin açıklığı, sonradan edinilmediği belli olan dindarlığını mücadelesine eklemleyiş biçimi, riskli konularda yorum yapmaktan kaçınmayışı, şimdiye kadar sağın fikri mülkiyetinde sayılan kişi ve değerlere sahip çıkışı, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına konuşmasında hürmetle yer verişi, yapay durmayan radikal siyasal dili ve söylediklerini parlatan duygusal tonu akıllarda kaldı.
Eksik bir biçimde sadece “Milletim ayağa kalk!” mesajı olarak yorumlanan savunmada, İmamoğlu’nun işaret ettiği siyasal dönüm noktasına ve önerdiği eylem hattına dair duygu-siyaset ilişkisi üzerinden birkaç cümle etmeden önce sözü kendisine bırakalım.
Ben buradan tüm muhalif düşünceye sahip insanlarımıza, tüm muhalefete sesleniyorum. Birbirinizden güç almalısınız. Bu vurgunculara karşı milletçe bir araya gelmelisiniz.
Kadınlar, gençler, onlar taşıdı bu ülkeyi. Hakkını arayan, örgütlenen, itiraz eden herkes bu yolculuğun ağır yükünü taşıdı, taşıyacak.
Bu yol dümdüz ilerlemedi, darbeler gördük, vesayetler gördük, partiler kapatıldı, seçilmiş siyasetçiler yasaklandı, sendikalar susturuldu, insanlar düşüncelerinden, kimliklerinden, inançlarından dolayı ağır bedeller ödedi. Ama bütün kesintilere rağmen millet yürüyüşünü durdurmaya çalışanları eninde sonunda yendi.
Kalıcı barış mahallelerde, sokaklarda kurulur. Aşağıda kurulur. Toplumun içinde yerel liderlerden, mahallelerden, kadınlardan, gençlerden, sivil toplumun ve farklı siyasi güçlerin katıldığı süreçlerde, yalnız masadaki taraflarca yürütülen süreçlerden çok daha kalıcı olur.
Gerçekten çok tehlikeli bir durumdayız. Benim endişem, yurttaşın umudunu kesmesi. Ama kesmeyin. Sizin damarlarınızda, sizin genetiğinizde demokrasi vardır… Totaliter düzenin tam olarak istediği sizin umutsuz olmanızdır. Umudunuzu kesmenizdir. Güçlü ve iradeli olun. Gücünüzü birbirinizden alın.
Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart’ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe.
Adnan Menderes’e, Fatin Rüştü Zorlu’ya, Hasan Polatkan’a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.
Türkiye’deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye’deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor.
Ve en kötüsü, hapishanenin siyasi hayatın olağan bir parçası haline getirilmesi. Ey halkım, bunu sakın kanıksamayın. Bu vurgunculara karşı birlik olun, bir olun, bir........
