Yamyam kapitalizm, işleyen makine
Milyonlarca sayfaya tekabül eden yazışma, yüz binlerce fotoğraf, binlerce video, damperli bir kamyonun arkasından önümüze balçık gibi döküldü. Epstein belgeleriyle yayılan tonlarca pisliğe dalmak zor, ortasında nefes almak, akla mukayyet olmak zor. Fakat tam da yaydığı bu dehşet ve öfke duygusunun büyüklüğü, bu balçığın nereden geldiğini, nasıl oluştuğunu anlama mecburiyeti doğuruyor. Başka yolumuz yok.
Görülmesi istenen manzara, bir avuç zenginin, siyasetçinin, velhasıl konumlarının sağladığı iktidardan başı dönmüş bir grup ayrıcalıklının sapkınlığı olabilir. Bu işlerine gelir. Oysa çürümüş bir yapı, bozulan bir makine yok. Yapının doğası, mekaniğin kendisi bu.
Bu ifrazatın içinde bir yerlerde insan eti yemenin gerçekliğe dönmesi ihtimalinden değil, tam da yapının doğası üzerine düşünürken “Yamyam Kapitalizm” aklıma düştü. Geçen yazıda “eskinin ölmediği, yeninin doğamadığı” zamanlarda kalmış olmanın da etkisi vardır, çünkü “Yamyam Kapitalizm”in (Cannibal Capitalism) yazarı Nancy Fraser'ın, 2019'de çıkan kitabı da aynı sulardaydı: “Eski Ölüyor, Yeni Doğamıyor” (The Old is Dying and the New Cannot Be Born). Fraser burada ilk Trump döneminin tecrübesi, Brexit, yükselen otoriteryanizm üzerinden ilerleyip politikayı aşan bir kriz içinde olduğumuzun, hegemonik çöküşün adını koyanlardan biriydi.
Trump bir kez daha seçilmiş, sağcılık artmış, militarizm yükselmiş, eşitsizlik derinleşmiş; aradan geçen birkaç yıl Fraser'ın aynı çok odaklı perspektifini koruyarak ama dilini keskinleştirerek kriz tarifini geliştirmesine yol açtı; artık karşı karşıya olduğumuzu “Yamyam Kapitalizm” olarak tarif ediyordu. Kendini yok eden bir sistemi, abartısız bir metafor........
