menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nükleer hançer!

21 0
09.03.2026

Geçenlerde, Trakya’da yaşayan ve o bölgedeki çevre mücadelesine yıllardır emek veren dostlardan Özgür Aksun aradı. İğneada’da kurulması planlanan nükleer santralle ilgili gelişmelerin son süreçte hızlandığını, ağaçların işaretlendiğini, yol açma çalışmaları için ölçümlerin başladığını anlattı. Aksun, bölgeyi “kuzey ormanlarının kalbi” olarak tanıtırken, “Son nefesimizi elimizden almak istiyorlar” dedi.

Mersin Akkuyu’da yapımı süren nükleer güç santarali (NGS) henüz tamamlanmasa da, Sinop İnceburun’da yapılacağı söylenen ikincisi hâlâ proje aşamasında olsa da üçüncü NGS için adı geçen İğneada’da bazı ön çalışmalar başladı görüldüğü kadarıyla.

İklim değişikliği, küresel ısınmanın gezegenimizi geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklediği günümüzde, kapitalist sistem kendi yarattığı bu “küresel felaketi” de ticaret mantığıyla yönetmeye çalışıyor. Son yıllarda nükleer lobisinin adeta bir yeşil aklama kampanyasıyla nükleer enerjiyi “iklim krizinin kurtarıcısı” ve “temiz enerji” olarak pazarlaması da bu müflis tüccar mantığının en net yansımalarından birisi aslında. Türkiye de Akkuyu, Sinop ve İğneada projeleriyle bu rüzgara hevesle kapılmış durumda, freni patlamış kamyon gibi uçuruma sürükleniyor!..

Neden, Türkiye’nin pozisyonunu “freni patlamış kamyon” metaforu ile anlatmak gerekiyor? Sadece Türkiye için değil aslında tüm dünyada da nükleeri tartışırken meseleyi “Fosil yakıtlar yerine hangi teknolojiyi kullanalım?” sığlığına indirgemek, iklim değişikliğinin ardındaki politik ve ekonomik gerçekleri gizlemekten öte bir işe yaramıyor. Sorun sadece enerjinin kaynağı değil; enerjinin kimin için üretildiği, kimin tükettiği ve kârın kimin cebine girdiği ile ilgili çünkü.

Enerji ihtiyacı mı, sermayenin kâr ihtiyacı mı?

“Sürekli artan enerji ihtiyacı”, nükleer santral ve mega enerji projelerini meşrulaştırmak için kullanılan en büyük bahanelerden birisi durumunda. Oysa enerjinin kullanımı ile gelişmişlik düzeyi arasındaki ilişki, bize bambaşka bir tablo sunmakta. Alternatif Nobel Ödüllü Prof. Dr. Mycle Schneider, kasım 2011 yılında yaptığım ve Evrensele’de “Nükleer enerji dinozorların çektiği at arabasıdır” başlığı ile çıkan söyleşide ilginç bir detayın altını çizmişti. Gelişmiş ülkelerde elektriğin üçte ikisi evlerde, üçte biri sanayide kullanılırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu durumun tam tersi olduğunu söylüyordu. Bugün bu oran Schneider’ın altını çizdiği oranlardan bile daha geri! Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 52i8’i........

© Evrensel