menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Futbolun neşesi nerede?

42 0
21.03.2026

Futbol üzerine konuşurken çoğu zaman büyük şeylere bakıyoruz: Sistemlere, dizilişlere, geçiş hızına, baskı şiddetine, veri tablolarına, koşu mesafelerine, antrenör aklına. Maçı açıklamak için elimizde hep daha büyük çerçeveler var. Oysa oyunu sevdiren şeylerin önemli bir kısmı, tam tersine, bu büyük düzenin içinde âniden beliren küçük kaçamaklarda saklı. Bir oyuncunun rakibini tek bir dokunuşla boşa düşürmesinde, beklenmedik bir duvar pasında, kimsenin aklına gelmeyecek anda gelen bir aşırtmada ya da seyirciyi bir anda ayağa kaldıran aldatma hareketinde. Bunlar futbolun süsleri değil. Oyunun hafızasında ayrı bir yere sahip olan, onun insani tarafını canlı tutan hareketler bunlar.

Bugünün futbolunda bu tarafın giderek daraldığını düşünmemek zor. Oyun hızlandı, alanlar sıkıştı, her şey daha düzenli hâle geldi. Savunmalar birbirine daha yakın oynuyor, baskı daha örgütlü kuruluyor, topun her bölgedeki dolaşımı daha önceden hesaplanıyor. Bu gelişmelerin hepsi futbolu daha “ileri” kılıyor olabilir; ama aynı zamanda oyunun içindeki serbestliği de azaltıyor. Eskiden bir oyuncunun göz ucuyla gördüğü boşluk, bugün saniyenin çok küçük bir bölümünde kapanıyor. Eskiden topu saklayarak, rakibi uyutarak, beden dilini kullanarak hazırlanan küçük numaralar, bugün çoğu zaman daha doğmadan boğuluyor. Bu yüzden mesele yalnızca estetik değil. Futbolun hangi akla göre oynandığıyla ilgili bir mesele bu.

Mahalle futbolunda, sokak arasında, okul bahçesinde ya da boş arsada yetişen kuşaklar için oyunun ilk büyük dersi çoğu zaman şu olurdu: Kuvvetin yetmediği yerde kurnazlık devreye girer. Boyun kısa olabilir, hızın sınırlı olabilir, rakibin senden daha yapılı olabilir; ama doğru anda doğru hareketi yaptıysan, oyunun dengesi bir anlığına değişirdi. Duvar pası burada çok öğretici bir örnektir. Basit görünür, ama aslında ortak akla dayanır. Topu verirken dönüşü de düşünürsün. Pası alanın topa ilk dokunuşu kadar, topu atan kişinin devam koşusu da önemlidir. Birbirini kollayan iki oyuncunun kısa süreli anlaşmasıdır bu. Mahalle futbolunda duvar pasının bir başka güzelliği daha vardı: Bazen gerçekten duvarla oynardın. Yani oyunun içine çevredeki nesneler de katılırdı. Sahanın çizgileri kadar mahallenin yapısı da oyunun parçası olurdu.

Bu yüzden futboldaki kimi hareketler, teknik beceri olmanın ötesinde, bir yaşama biçiminin izlerini taşır. Bacak arası dediğimiz şey mesela, yalnızca rakibin bacaklarının arasından top geçirmek değildir. O hareketin içinde zamanlama, cesaret ve hafif bir yaramazlık vardır. Biraz da meydan okuma. Çalım arasını değerli kılan, onun her zaman gerekli olmamasıdır. Daha güvenli bir pas seçeneği varken, oyuncu o dar koridordan geçmeyi dener. Çünkü bazen futbol, işe yarayanla yetinmeyip daha incelikli olanı arama sanatıdır. Tribünün bu harekete verdiği tepki de bundan büyüktür. İnsanlar sadece başarılı bir teknik eylem görmez; aynı zamanda oyunun içinde bir kişilik parıltısı yakalar. O oyuncu bir an için, “Ben buradayım!” der. Bunu topa vurarak değil, topa dokunma biçimiyle........

© Evrensel