menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO neden bir savunma örgütü değildir?

31 0
28.06.2026

Kuruluşundan bugüne, her birimiyle ABD kontrolünde işleyen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün (NATO) bir savunma aygıtı olduğuna dair bir efsane hakim. Savunmanın sembolü olan kalkanın bolca kullanıldığı imgelerle karşımıza çıkartılan NATO, sanki ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için’ düsturunun hakim olduğu bir ittifakmış gibi. Sanki birbirini korumaya yemin etmiş bu ülkeler arasında eşit bir ilişki varmış ve tek amaç savunmaymış gibi...

Oysa yakın tarih bu illüzyonu dağıtacak sayısız örnekle dolu. Fakat biz önce sürekli sözü edilen ‘savunma’ kelimesini inceleyerek söze başlayalım.

Dünün savaşı, bugünün savunması

Siyasetin kelime dağarcığı ne sabit ne de tek anlamlıdır. Bugün kullandığımız kavramları kazıdığınızda altından dikkat çekici bir geçmiş çıkar. ABD Başkanı Donald Trump’ın eylül 2025’te ‘Savunma Bakanlığının tabelasını indirip yerine ‘Savaş Bakanlığı’ yazan levhayı astığı anı hatırlayalım. ABD’nin emperyalist dış politikasında artık maskeye ihtiyaç duymadığını gösteren bu hamle tek başına basit bir ‘isim değişikliğini’ ifade etmiyor. Çünkü yaşanan daha çok ‘fabrika ayarlarına dönüşe’ benziyor. Ne de olsa ‘savaş’ yerine ‘savunma’ deme adeti geçtiğimiz yüzyılın bir ürünü.

I. ve II. Paylaşım Savaşlarında -ki Tarihçi Eric Hobsbawmn, 1914-1945 arasını tek bir savaş dönemi olarak tanımlar- emperyal vahşetin ulaştığı boyut, tüm dünyada büyük bir tiksinti yaratır. İlerleyen teknoloji, teknofetişistlerin sandığı üzere refah yerine eşi benzeri görülmemiş bir kasaplık getirmiştir: I. Paylaşım Savaşı’nda kullanılan konvansiyonel silahlar, geçmiş savaşlarla kıyaslanamayacak boyutta zayiat verilmesine sebep olur.

Tankların, makineli tüfeklerin, uçakların ve zehirli gazların kullanıldığı bu barbarlığın travması atlatılamadan II. Paylaşım Savaşı gelip çatar. Gelişen havacılıkla birlikte cephe hattı hendeklerin ötesine geçer, sivil yerleşimler de hedef alınır. Binlerce yerleşim yeri yerle bir edilirken sivil kayıplar ilk kez bu kadar yüksek rakamlara ulaşır. Öte yandan faşistlerin toplama kampları ve ABD’nin Sovyetler Birliği’ne gözdağı vermek için Japonya’ya attığı iki atom bombasının yarattığı yıkım, ‘modern’ savaşın ne ifade ettiğini tüm dünyaya gösterir.

Savaş sona erse de emperyalistler, asli düşman olarak gördükleri Sovyetlere ve devrimci halk mücadelelerine karşı saldırgan politikalarında bir değişikliğe gitmez. Fakat bu kan banyosundan yeni çıkan toplumlar, emperyalist yayılmacı fikirleri tüketmek için pek hevesli görünmeyince yeni pazarlama yöntemlerine başvurulur. Siyasi retorikte ‘savaşın’ yerini ‘savunmanın’ alışı da tam olarak bu zamana denk gelir: ABD’de 1789’dan beri Savaş Bakanlığı denilen kurumun ismi 1949’da Savunma Bakanlığına çevrilir. Fransa da Savaş Bakanlığını 1947’de ‘Milli Savunma Bakanlığı’ olarak değiştirir. İngiltere’den........

© Evrensel