menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP Aşık Veysel’i Ankara’ya sokmadığı gibi dövdürüp sazını yaktırmıştı

54 0
03.04.2026

Körlüğün başlıca iki tesiri olur gözlerini kaybedenler üzerinde: Ya karanlık dünyalarına kapanır, hayata küser veya aksine çok güçlü bir enerji doğar içlerinde ve onları şahikalara taşır.

Türk saz şiirinin ustalarından Aşık Veysel gözleri görmese de gönlüyle, sazıyla, sözüyle Anadolu’nun evrensel ateşini Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşıyan irfan fedailerdendi.

Sultan 2. Abdülhamid devrinde, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya gelen Aşık Veysel yedi yaşındayken çiçek hastalığına yakalandı. Önce sağ gözünü, sonra da sol gözünü kaybetti.

Köyün “kör çocuğu”ydu artık Veysel. Arkadaşlarından ayrı kalıyor, bir kenarda oyun oynayamadan geçiyordu çocukluk günleri. Garip kalan oğlunun durumuna üzülen babası bir gün ona bir saz aldı belki avunur diye. İşte o saz küçük Veysel’in hem sadık dostu oldu hem de hayat çizgisini değiştirdi.

Tarlada çalıştı, hayvan güttü, yokluğun her türlüsünü çekti. Saz çalıp türkü söyleyerek köy köy, kasaba kasaba dolaştı. Yıllarca tanınmadan üç beş kuruş kazanmak uğruna taban vurdu.

Tek Parti döneminde de çektikleri az değildi Aşık Veysel’in. Radikal batılılaşma politikaları sırasında geleneksel âşıklık geleneği ve saz çalmanın “gerici”, “çağdışı” ve “irtica aleti” görülerek baskı altına alındığını hatta Türk musikisi (alaturka) aletleri yanında sazın da ilkel bulunup yasaklandığını biliyoruz.

Âşık Veysel’in anlatımına göre sazı beş defa elinden alınmış, hatta........

© Ensonhaber